“Erol Hocam, vallahi sizin bu Reis düşmanlığınız din ve millet düşmanlığına dönüşmüş, dolar yükseliyor göbek atıyorsunuz, dolar düşüyor göbek atanlara kızıyorsunuz” diyor bir emekli din görevlisi arkadaşımız.
Bunun gibi binlercesi var ama ben bu arkadaş üzerinden ifade edeyim, umarım ki bir faydası olur.
Olmazsa da tarihin akışı karar verir, kimin nasıl durduğuna…
Sevgili kardeşim!
Reis sevdası, sizin din ve millet sevdasının önüne geçmiş gibi geliyor bana.
Neden mi?
Bak anlayacağın dilden anlatayım;
Müslümanların ilk gazvesi Bedir Harbi’nde, Efendimiz yer tespitinde bulunuyor, askerlerin Bedir kuyuları önünde konuşlanmalarını istiyor.
Bir Sahabe (rivayete göre Hubab bin Münzir) diyor ki; Ya Resulallah, ordunun buraya konuşlanması senin fikrin mi, yoksa bu konuda sana vahiy mi geldi? Bu Allah’ın emri mi?
Efendimiz: Hayır bu benim fikrimdir, buyuruyor.
Öyleyse bunu istişare etmemiz gerekiyor Ya Resulallah.
Konu tartışılıyor ve ‘yağmur yağdığı zaman ayaklarımız yer tutmaz, çamur olur. Kuyuların arka taraflarına konaklarsak orası daha uygun olur. Ayağımız yer tutar’ görüşü ağırlık basınca, Sahabelerin dediği oluyor.
Efendimiz ‘Bay Hubab, sen kimsin ya’ demiyor. ‘Siz ne anlarsınız’ demiyor. ‘Size mi soracaktık’ demiyor. Çoğunluğun kararını uyguluyor,
Çünkü O hep danışırdı, istişare ederdi ve O’nun huzurunda herkes serbestçe fikrini beyan ederdi.
Bir Asrı Saadet yaşandıysa, bu sebeple ve bu anlayışla yaşandı.
Sizin sorununuz şu ki sevgili hocam, Reis’iniz bir şey buyurduğunda ‘bu Ayet mi, bu bilime uygun mu, bunun bilimsel bir izahı var mı, bunun ekonomide yeri var mı’ diye sormayıp kayıtsız itaat etmeniz ve bizden de aynı itaati beklemeniz…
Dolar yükselirken gıkınız çıkmadı Hocam! Belki tarafgirliğinizden belki de ‘onun bir bildiği vardır’ diye düşünmenizden.
Biz ise göbek falan atmadık Hocam itiraz ettik, uyardık, eleştirdik, yol gösterdik.
Buna karşılık siz de ‘Reis’e karşı çıkmak ihanettir’ babından olaya bakıp, eleştirilerimizi bile tahammül etmek şöyle dursun ‘Reis, vatan, millet düşmanı’ diye yaftaladınız bizi de üstelik ‘Reis’e karşı çıktık’ diye çarpılmamızı beklediniz.
Şimdi de Dolar 7 liradan 12-13 liralara düştü diye göbek atıyor, halay çekiyor ve bu halaya dahil olmayanları hainlikle suçluyorsunuz.
Bir şey 7 lira iken 12-13 liraya düştü diye sevinmek… Bunun ne matematik de ne ekonomi de, ne de gerçeklikte bir izahı yoktur sevgili Hocam!
Sayın Cumhurbaşkanı; “Sizde de bir papaz var, bizde de. Ver papazı, al diğer papazı” diyor hançeriniz yırtılırcasına slogan atıp alkışlıyorsunuz.
Bir süre sonra papaz teslim ediliyor, yine alkışlıyorsunuz!
Sayın Cumhurbaşkanı; “Bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsınız” diyor, haklı olarak alkışlıyorsunuz.
O terörist özel uçakla gönderiliyor, siz bunu da alkışlıyorsunuz!
Sayın Cumhurbaşkanı; “Tehditlere boyun eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. O gemi araştırmalarını sürdürecek’ diyor, alkışlıyorsunuz.
Araştırma gemisi limana çekiliyor, bunu da alkışlıyorsunuz.
Sayın Cumhurbaşkanı; “Mursi’yi ve arkadaşlarını mahkum eden bir diktatörün elini sıkmam” diyor, alkışlıyorsunuz!
O el sıkılıyor, heyetler gönderip barışma çabaları sürüyor, bunu da alkışlıyorsunuz.
Sayın Cumhurbaşkanı Birleşik Arap Emirlikleri’ni darbeye destek vermekle suçluyor, ağzına geleni söylüyor, alkışlıyorsunuz.
Şimdi üç kuruş için bir araya geliniyor, yürüdüğü yollara turkuaz halı seriliyor, onu da alkışlıyorsunuz!
Binlerce örnek var, biz son örneği verelim;
Sayın Cumhurbaşkanı; “Naslar neyi gerektiriyorsa onu yapacağım, hüküm bu” diyor, sevinçten çılgına dönüyorsunuz.
Çok geçmeden Dövize Endeksli Mevduat uygulamasına geçiliyor, yani faizin adı değiştiriliyor, örtülü faiz veriliyor ve siz bunu da alkışlıyorsunuz!
“Bana şaşırıyormuş!”
Ben de size şaşırıyorum Hocam!
Peki sizin şaşırmanız için ne lazım? Daha ne yapılması lazım?
Ve sizin ölçünüz ne, adeta taptığınız bir insan neyi yaparsa ondan yüz çevirirsiniz?
Ve yapmadığı ne kaldı?
Demem o ki hocam ve böyle düşününler; Siz önce neyin doğru neyin yanlış olduğuna bir karar verin. Yanlışı eleştirmeyi ve doğruyu sonuna kadar savunmayı öğrenin, insanları doğrularına ve yanlışlarına göre değerlendirmeyi öğrenin, yanlıları ve doğruları kimin yaptığına göre değerlendirme iki yüzlülüğünden kurtulun, da ondan sonra konuşalım!
Aklını, iradesini, insani ve vicdani değerlerini bir başkasına teslim edenlerle kaybedecek vaktimiz yok…
Ben iradesine ipotek koydurmayan, aklını kiraya vermeyenler için küçük bir not düşeyim;
Bak güzel kardeşim!
Bankalardaki paranın yani mevcut mevduatın yüzde 72’si 1 milyon TL ve üzeri mevduatı olanlardan oluşuyor. Bunların da tamamı 367 bin kişi.
Hani zenginin malı züğürdün çenesi yorardı ya artık öyle değil. Çünkü bu sistemle sadece çeneni değil, bedenini de yoracak.
Bu arkadaşlar daha çok kazansın diye senden toplanan vergiler örtülü faiz olarak bunların kesesine aktarılacak.
Niye yapıyoruz bunu? Dolar düşsün diye…
Hükümet doları düşürdü dedirtmek için…
Peki, adam gibi faiz yükseltip bu arkadaşların dövizden çıkmasını sağlayabilir miydik? Evet…
Ama Nas var ama faiz haram!
Başımızda da referansı İslam olan bir iktidar olunca olmuyor yani…
Peki, çalışsak, üretsek, yatırım yapsak, milli paramızı, hisse senetlerimizi ve tahvillerimizi değerlendirsek de bu arkadaşların dövize tenezzül etmese?
Onu da bu iktidar yapamayacağına göre, dolara endeksli Türk lirasına geç, bu arkadaşlar dövizlerini bozdursun, bize yatırsın, döviz düştü düştü, düşmedi mi olsun, zararlarını biz hazineden yani milletin cebinden ödeyelim.
Buna faiz demeyelim ki zinhar adı bile haram!
Şimdi, ister vereceğin vergilerle zenginlerin faizlerini pardon getirilerini seve seve öde, git halay çek veya benim gibi isyan et!
Karar senin!
DÖVİZE ENDEKSLİ MEVDUAT UYGULAMASINA TEPKİLER
YILMAZ ÖZDİL/SÖZCÜ GAZETESİ
Kesene bereket canım kardeşim!
Hayırlı olsun canım kardeşim… Geçmediğin köprünün, girmediğin tünelin, uçmadığın havalimanının, görmediğin otoyolun, yatmadığın hastanenin dolar karşılığıyla parasını ödüyordun, bundan böyle, almadığın doların dolar karşılığıyla parasını da ödeyeceksin.
Kesene bereket canım kardeşim… Müşteri garantili projelerin kefili sendin, şimdi artık, dolar garantili mevduatların kefili de sensin.
Dolar yükseldiğinde aradaki kur farkı yüzünden her şeye zam yaptılar, sen ödedin, ama hiç olmazsa sadece zamları ödedin.
Bundan böyle dolar yükseldiğinde, hem zamları ödeyeceksin, hem dolar garantili mevduatların aradaki kur farkını ödeyeceksin.
Anırsak da anırmasak da, vaziyetin bu canım kardeşim!
Ve maalesef görüyoruz ki, döviz garantili mevduat sistemine geçildi diye, davul zurnayla halay çekiyorsun, kornayla şehir turu atıyorsun.
Bayram yapıyorsun.
Ne halin varsa gör demiyorum, asla…
Ama inan, senin halini düşünmekten yorulduk artık canım kardeşim.
Ömrü boyunca çalışmasa bile torunlarına yetecek kadar parası olan yurtsever insanlar, senin başına gelenler için dizlerini dövüyor, üç lisan bilen dünya vatandaşı gençler, sırf senin için sorumluluk üstleniyor, sen mahvolmayasın diye oy sandıklarında nöbet tutuyor, liyakat sahibi saygın ekonomistler, namuslu avukatlar, kalemini satmayan gazeteciler, işini gücünü riske ederek, hatta hayatını riske ederek, senin için mücadele ediyor… Sen halay çekiyorsun.
Milli gelirin yarısını oluşturan, dış ticaretin yüzde 85'ini gerçekleştiren, kurumlar vergisinin yüzde 80'ini ödeyen, her iki çalışandan birini istihdam eden Tüsiad'a küfrediyorsun… Futbol maçlarına iddia kuponu yapar gibi “tutmazsa üzülürüm” diyen Nureddin Nebati'nin fotoğrafıyla şehir turu atıyorsun.
Belki bir kıraathane kuytusunda veresiye çayını yudumlarken, dalgııın dalgın oturduğun masada tesadüfen görürsün bu gazeteyi…
Veya ne bileyim, belki camı kırık bir gariban penceresine rüzgarı kessin diye örterler bu sayfayı, orada okursun, demedi deme…
Biz -sana rağmen- senin için elimizden geleni yaptık.
Ama -bize rağmen- senin yüzünden olan sana oldu canım kardeşim.
★
Yerli ve milli dolar
Türk doları icat ettiler, günlerdir ne olduğunu anlatmaya çalışıyorlar, vadesi şöyle olacak, nominal faizi böyle olacak, yok efendim merkez bankası her sabah kur farkı açıklayacak, vadeden önce çekersen falan filan… Halbuki, böyle çetrefil izahatlara hiç gerek yok aslında.
Sayın ahalimize şıp diye anlayacağı şekilde izah etmeli.
Pek meşhur bir yöntem var mesela…
İnternetten temas kurarlar, bu işlere meyilli olduğunuzu hissederlerse randevu isterler, alüminyum folyo kaplı bir kutuyla gelirler, dolar makinesi derler, prototipinin Amerikan merkez bankasından çalındığını, gizlice üretildiğini anlatırlar, kapağını açarlar, çekmecesi vardır, para ebatındaki boş banknot kağıtlarını cekmeceye yerleştirirler, kapağını kapatırlar, arkasındaki hazneye çamaşır makinesine sıvı deterjan koyar gibi solüsyon koyarlar, bu solüsyonun çok gizli bir kimyasal formülü olduğunu söylerler, cep telefonunu şarj eder gibi fişe takarlar, düğmesine basarlar, vuuvvv diye fan sesi duyulur, üç dakika sonra kapağı açarlar, ıslak ıslak dolarlar çıkar. Elbette… O kutuda iç içe kayan bölmeler vardır, düğmeye bastığında boş kağıt çekmecesiyle dolar dolu çekmece yer değiştirir, teyit için götürürsün bankaya, dolarlar gerçektir.
Artık bundan sonrası pazarlığa tabidir.
Bu makineye 100 bin lira ödeyen de var, 300 bin lira ödeyen de…
İstanbul'dan İzmir'e, Bursa'dan Gaziantep'e, ödeyen ödeyene…
Parayı elden tiko alıp, makineyi hemen teslim ediyorlar, “solüsyonu yanımızda taşımıyoruz, yarın kuryeyle göndereceğiz” diyorlar.
Polisimiz yakalamaktan bıktı usandı, sayın ahalimiz ödemekten bıkmadı.
Doları böyle bir şey zannediyorlar!
Çalışmadan.
Üretmeden.
Hampadan.
Ucunu göster, bayılıyorlar.
Dolayısıyla, alengirli finansal izahatlara, uzuuun uzun basın toplantılarına filan hiç gerek yok.
Bu taraftan Türk lirası sokuyorsun.
Öbür taraftan dolar çıkıyor.
Televizyonda böyle reklam yap…
Sayın ahalimiz leb demeden leblebiyi anlasın.
AHMET TAŞGETİREN/KARAR GAZETESİ
İki güncel soru var ortada:
Bir: Faizin farklı alanlarda yüzde 25-30’larda olması bir yana, MB’nin belirlediği mevcut yüzde 14’lük faiz İslâm’ın - Nass’ın faiz yasağı kapsamına giriyor mu girmiyor mu? Sorunun devamı da şöyledir? İslâm’ın faiz yasağına hangi orandaki faiz girmektedir?
İki: Bankaya faiz almak için para yatıran kişiye, döviz farkından dolayı kamu kasasından yani islâmi ıstılahla söylersek, milyonlarca insandan toplanan vergilerle oluşan “Beytülmal”den kaynak aktarmak meşru mudur? Yani şeriata, nass’a, İslâm’a uygun mudur?
Şu ana kadar MB’nin belirlediği faizin nass’a uygun olup olmadığına dair taze bir fetvaya rastlamadım. Geçmişte verilen, “enflasyon oranında faizin İslam’ın faiz yasağı kapsamına girmediği” tarzındaki fetvalar ise, nass’a getirilen yorum niteliğindedir. Buradaki “yorum” ifadesinin de altını çizmenizi isterim. Eğer, mesela sayın Cumhurbaşkanı bu yoruma katıldığı için yüzde 14’lük faize ses çıkarmıyorsa, o zaman enflasyon en azından TÜİK rakamlarına göre yüzde 21 olduğuna göre neden faizin o oranda yükselmesini nass’a aykırı bulmuştur? Ya da yüzde 14’lük faizin nass gerekçesi nedir?
“Beytülmal”den faizi yeterli gelmeyenlere yönelik kaynak transferi konusuna gelince, bir “Hoca”nın bunu bir whatsapp grubunda “problem” anlamında “bir mesele” olarak gördüğüne “lakin” diye başlayarak onu da “kamu yararı”na, “maslahat”a “zaruret”e bağladığına rastladım. Ayrıca Hazinenin vereceği döviz artısı’nı da “faiz” değil “Hibe” olarak görüyordu. 84 milyonun Beytülmalinden 1 milyon küsur mevduat sahibine kamu yararı, maslahat ve zaruret adına hibeler…Öyle mi?
Kamu yararı, maslahat, zaruret… Evet bunlar problemli alanlarda devreye girecek anahtar yorum unsurları…
Elverir ki “İslam adına” yapıldığı farzedilen bu anahtar unsurlar iktidarla ilişkiye göre devreye giriyor ve başkalaşım geçiriyor olmasın ve bu geniş kitlelerin dine yönelik bakışını olumsuz etkilemesin…
AKİF BEKİ/KARAR GAZETESİ
Erdoğan’ın düşürdüğü doları kim yükseltmişti?
Nassa karşı hile yapmaya, hile-i şeriyye deniyor, gelenekte yeri var.
Bu sayede, şekil şartlarını yerine getirerek nassı arkadan dolanıyorsunuz.
Hem işiniz görülmüş, hayatın gerçeklerine uymuş oluyorsunuz. Hem de zevahiri kurtarmış, görünüşte nassı çiğnememiş...
Faizi fiilen arttırıp şeklen arttırmıyor görününce çifte kazanç oluyor, hem şekilcilik hem faiz yiyenler kazanıyor.
İktidar, güya 19 yıldır buna hazırlanıyordu, ekonomide yeni modele geçti.
Artık “halkı, yüksek faiz ile düşük kura ezdirmeyecek”ti.
Çünkü hem “nas vardı nas”. Hem de “Yüksek faizle düşük kur, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor”du.
Fakat 19 yıllık hazırlık sırasında hesap edilmeyen bir şey oldu. Bu sefer yüksek kur ile düşük faiz, halkı ezmeye başladı.
Kur yükselirken paradan para kazandırdı, zengini daha zengin etti.
Ay başından ay başını zor bulan maaşlı fakirse daha fakirleşti, parası pul oldu.
Yeni modelin neticesi 6 aya alınacaktı, ömrü 3 ay sürmedi.
Foyası çıkınca yüksek faizin adına ‘kur farkı’ dendi, bankada TL’si olana ucu açık kur garantisi verildi. Fark kaç lira tutarsa tutsun, faizine eklenecek. Süper faizden tatlı.
İktidar cenahı; kuru yükseltme politikasından sert bir manevrayla dönmemişler, faizi fiilen ucu açık bırakmamışlar, TL hesaplarındaki faiz kaybına Hazine’yi kefil etmemişler, model çok başarılı olmuş, yine haklı çıkıp yine bilmişler, dedikleri olmuş gibi zafer kutluyor.
‘Ekonomiyi büyütmek için daha iyi’ diye dolar yükseltilirken bir tur vurgun vuran zenginler, yüksek dolardan dönerken fakiri bir tur daha üttü.
Ama iktidar, onurlu bir çıkış yolu bulmayı çok güzel becerdi. TL mevduatı olana faiz yetmezse üstünü devlet tamamlayacak, kur farkını Hazine’den kapatacak.
Takviyenin adına faiz denmiyor. Yine “nemalandırılacak”, sadece adı ‘vadeli TL mevduatını kur farkından koruma neması’ olacak.
Faizin üstünde kalması halinde, kurdaki artış devletten. Farkı Hazine üstleniyor.
O arada yanan, canının yandığıyla kalacak. Bu gelgitin halka yaşattığı zarar ziyan, geriye doğru telafi edilmeyecek. İktidarın lafıyla hep TL’de kalmış, dolar bozdurmuş olanlara bir tazminat yok.
Madem TL’nin değerini korumak için ‘alternatif bir enstrüman’ geliştirilecekti, bu noktaya gelineceği baştan niye öngörülemedi? Hani 19 yıldır hazırlanılıyordu?
İktidar, ağzından bir kere laf çıktı diye faizi resmen geri yükseltmedi. Fiilen de yükseltmemiş mi oluyor şimdi?
Yeni çözümün altı faiz, üstü kur farkı.
İçinde faiz de var, yetmezse kur farkı garantisi de. Nas, nerede kaldı peki?
Herhalde şu sorulara kafa yoralım istenmiyor:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye çıkardığı rezervlerimizi, o yokken kim düşürmüştü?
Ve dün Erdoğan’ın düşürdüğü doları, kim zirveye çıkarmıştı?
GÜNDEMİN KARİKATÜRÜ
