İktidar ve bütün kurumlar Polyannacılık oynuyorlar adeta…
Nedir Polyannacılık?
Kaybedilen herhangi bir şey için üzülmek yerine elindekilerle yetinme ve mutlu olma davranışıdır.
Bardağın boş tarafı yerine dolu tarafını görmemizi, kötü olayların iyi taraflarını görmeye çalışmamızı öğütler.
Şikayet etmek yerine benimsemek, ağlamak yerine gülümsemektir.
Polyannacılık, iyimserliktir, hayata ve olaylara pembe gözlükle bakmak, dünyayı tozpembe görmek ve en nihayetinde bazı şeyleri değiştiremeyeceğini düşünüp kabullenmektir.
Sormuşlar, “bütün bunlara rağmen neden mutlusun Polyanna?”
Sebep ve gerekçe uydurabildiğim için, demiş.
İşte onlar da sebep ve gerekçe uydurarak iktidarlarını sürdürüyorlar.
Bir yandan Polyanna gibi davranan yandaş basın diğer yandan ‘fakirliğin faziletlerini öven’ Diyanet el ele vermişler, bizi rahatlatmanın ve rahatlatmak için kandırmanın yollarını arıyorlar.
Diyanet, yoksulluğun faziletlerini anlata anlata bitiremezken yandaş basın da adeta ‘pembe gazete’ çıkartarak hayata ve olaylara toz pembe bakmamız için elinden geleni yapıyor.
Pembe Gazete neydi? Yıllar önce Yılmaz Özdil yazmış ve uyarmıştı.
Hatırlayalım; “İPhone çağından önce, bırak interneti, televizyonun bile olmadığı dönemde, kodaman kelimesinin sözlük anlamıydı Rockefeller... Çaresiz garibanlar gökdelenlerden aşağı atlarken, şahsi serveti 189 milyar dolarcıktı, kainatın en zengin adamıydı. E gazeteleri oku oku, morali bozuluyor, tansiyonu çıkıyordu. 98 yaşında olmasına rağmen dünyaya kazık çakmaya niyeti vardı, paracıklarının başına bi şey gelecek diye endişe ediyor, bunalıma giriyordu. Etrafında pervane olan dalkavuklar, basın tarihinde görülmemiş bi yalakalık icat etti: Pembe Gazete! Tek nüsha basılıyordu. İmparatorluğunu hasta yatağından yöneten Rockefeller’ın kahvaltı tepsisine bırakılıyordu. İçinde tek kelime olumsuz haber barındırmıyordu. Güllük gülistanlıktı. Memleketin ne kadar şahane gittiğini, ekonominin habire büyüdüğünü, borsanın füze gibi yükseldiğini, fakirliğin-fukaralığın bittiğini, işsizliğin yok denecek kadar azaldığını yazıyordu. Ekonomi sayfalarının manşetlerinde, Rockefeller’ın sahibi olduğu kuyulardan petrol fışkırdığı, rakip şirketlerin sondajlarından hep tuzlu su çıktığı, vatandaşların öbür bankalardaki hesaplarını kapatıp, bütün mevduatlarını Rockefeller’ın bankalarına yatırdıkları anlatılıyordu. Siyaset sayfalarında, kamuoyu anketleri yayınlanıyordu, Rockefeller’ın desteklediği Cumhuriyetçi Parti silip süpürüyor, Demokrat Parti ayvayı yiyordu. Spor sayfalarında, Rockefeller’ın taraftarı olduğu beyzbol takımı, rakiplerini devamlı hezimete uğratırken, Kültür sanat sayfalarında, Rockefeller’ın en sevdiği sanatçılar kapalı gişe oynuyor, salonları hıncahınç dolduruyor, ne kadar ödül varsa, onlar topluyordu.
Yıldız fallarında ise, Rockefeller’ın burcu, üç vakte kadar değil, her vakit sağlık, afiyet, başarı vaat ediyordu. Köşe yazarları desen... Parayı bastıranın zevkine göre kalem oynatan, yalamaktan dillerinde pütür kalmamış duayenlerden(!) seçilmişti. Satırlarından vıcık vıcık yağ damlıyordu. Hayallere gerçekmiş gibi yorumlar yazıyor, yalan haberlere ballandıra ballandıra makaleler döşeniyorlardı.”
Bugün ülkemizde tek bir gazete ve tek bir nüsha değil ve tek kişi için basılmıyor pembe gazete…
Onlarca gazete, televizyon ve medya pembeleşti, pembeleştirildi maalesef.
Ama hayat hiç de öyle toz pembe değil bizim için, aksine önümüzde kapkara günler var.
Nihai hedef şu… Korku salıp toplumu sindirmek, sesini çıkaramaz hale getirmek, evine kapatmak, olan bitenle ilişkisini kesmek.
Bunun için medyanın zapt-ı rap altına alınması gerekiyor.
Medyadan aykırı ses çıkmaması gerekiyor.
Medyanın tamamen pembeleşmesini istiyorlar… Medyanın yüzde 80’nine yakını pembe zaten.
Ama bu onlara yetmiyor yüzde 99’u pembe olsun, haksızlığı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu, soygunu görmesin istiyorlar…
İşte son zamanlarda medyaya ve mensuplarına yapılan operasyonlar, tutuklamalar hep bunun için...
Pembeleştiremedikleri medyaya ve mensuplarına tahammülsüzleri de bundan.
Ne diyeyim; Zulmünüz artsın da tez zeval bulasınız!