İnsanlık, hukuk ve demokrasi adına, insanın kanını donduran bir olaydır; Yemin töreninde, teğmenlerin eski subay yeminini etmesi ve Mustafa Kemal’in askerleriyiz demeleri sonucu, beş teğmene “Disiplinsizlik” gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden “Ayırma” cezası verilmesi ve onların üç komutanına da “Teğmenlerin yeminini engellemedikleri” gerekçesiyle TSK’dan atılmaları…
Disiplinsizlik ve askerlerin disiplinsiz davranışlarına engel olmamak!
Ne büyük suç ve ayıpmış meğer ve üstelik devlet geleneklerine de aykırıymış!
Soru çok ama en basitinden başlayayım; “Atılma gerekçesi muhataplarına resmi olarak tebliğ edilmeden önce yandaş basına sızdırılması, devlet geleneklerine pek mi uygundu?
Peki, kozmik odanın Arınç’ın ifadesiyle ‘kozmetik oda’ya dönüştürülmesi?
Terörist Şemdik Sakık’ın gizli tanıklığı ile genelkurmay başkanının hapse tıkılması?
ABD’nin, kahraman askerlerimizin başına çuval geçirmesi?
15 Temmuz’da yaşananlar, bu ülkeye yaşatılanlar?
Yunan askerinin Datça’da karaya ayak basıp bizimkilere nanik yapması?
Sarıklı, takkeli amirallerin tarikat mensubu çıkmaları?
Şimdi bütün bunlar ve sayamadıklarım devlet geleneklerine aykırı ve silahlı kuvvetlerin itibarını zedeleyen disiplinsiz davranışlar değil de subayların kılıç çatmaları, yemin etmeleri ve “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” demeleri büyük suç öylemi?
Peki komutanlardan ne istediniz?
Avukatlarının ifadesiyle; “Askerlerin sol üst cebi ile apoletlerinin arasında kazandıkları şerit rozetler, bröveler yer alır. Şerit rozet ve bröve koyacak yerleri yok. Yüzlerce emsali arasında seçilerek Harp Okulu’na getiriliyor. Her birinin geçmişi başarılarla dolu” olan bu kahramanlara nasıl kıydınız?
Efendim niye engel olmamışlar? Olsalarmış!
Ha, demek ki büyük suçları engel olmamak, olamamak…
Peki, kıyas kabul etmez ama bu ülkeye 15 Temmuz rezaletini yaşatanların komutanlarına ne oldu?
Biri genel kurmay başkanlığı görevine devam edip ardından Milli Savunma Bakanı yapıldı, öteki de günümüzün Genelkurmay Başkanı…
Hatırlarsınız, ilgili komutanın ‘resmi tören sona ermiştir, arz ederim’ tekmilinden sonra, yani tören sona erdikten sonra bir grup asker toplanıyor, kılıç çatıyor, bir kaç sene öncesine kadar yapılan bir yemini ediyor ve Mustafa Kemal’e bağlılıklarını bildiriyorlar.
Her türlü mezuniyet töreninden sonra bir resmi ardından da bir gayrı resmi tören mutlaka yaşanır, öğrenciler dağıtır falan ve hoş görülür.
Ama efendim orası askeriye, disiplin, silahlı kuvvetlerin itibarı…
Geçin bunları. Gayrı resmi tören dediysem içki içip nara atmıyorlar. Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye haykırıyorlar, o kadar.
İşte asıl mesele de bu zaten değil mi? Bu konjonktürel ortamda bunu söylemek maalesef büyük suç!
Aynı zamanda ucu açık ve nereye istenirse çekilebilecek bir suç!
Nitekim ucu ‘vesayet ve darbe’ye kadar dayandı.
Sıcağı sıcağına yapılan açıklamaları hatırlar mısınız?
Mesela hükümet sözcüsü Ömer Çelik; “Bunlar milletin evlatlarıdır. Bu görüntü üzerinden bir vesayet hortlatmaya çalışan birtakım emekli askerlerin, siyasetçilerin, birtakım yazarların tutumu da yanlıştır” demişti.
“AK Parti'ye buna karşı bir direniş kılıcı çekildi' gibisinden üslupla konuşmaları, asıl bunların yaptığı şey işte o eski vesayet anlayışının diriltilmeye çalışılması meselesidir” demişti.
MHP’den de Genel Başkan Yardımcısı seviyesinde “Genç Teğmenlerimiz kanun, nizam, amir ve başkomutanlarına sadıktır, vazifelerinin farkındadır” açıklaması gelmişti.
Ne olduysa bir hafta sonra olay kalkışma, hükümete darbe çağrısı, vesayete davet konumuna oturtuldu.
İsim vermeden o teğmenlerden birinin son sözleriyle yazıyı bitireyim;
“Harp Okulu’na girerken gelecek kaygısı ile bu yola girmedim. ‘Bir ordunun kıymeti zabit ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür’ sözünü şiar edindim. Subay olarak mezun olduk. Kaygım, bizi yetiştiren ve bu üniformayı, rütbeyi layık gören Türk Milletine olan hizmet borcumuzu ödeyememe ihtimalidir.”