Toplumun geniş kesimi “CHP’ye gelince dalga dalga operasyonlar, AKP’ye gelince tık yok’ diyor.
Bu arkadaşlar doğru söylüyor ama yanlış biliyorlar.
Evet, binlerce örneği var, en basiti kendi bakanlığına kendi şirketinden dezenfektan satan bakan, yaklaşık 700 milyon doları dinozorlara gömen başkan…
Kendilerinden olunca ne idari ne de hukuki soruşturma yapılıyor.
Peki neden?
Bunu toplumun diğer kesiminin yani dini bütün, dindar, ümmetçi tayfanın kendi aralarındaki konuşmalarından, yazdıklarının satır aralarından rahatlıkla anlayabiliyoruz ki bunun nedeni yaslandıkları siyasal İslam’ın kendilerine sağladığı imtiyazlar…
Hatırlarsınız, 17/25 Aralık patlayınca AKP’li Metin Külünk ne diyordu; “Şimdi siz insanların günah işleme özgürlüğüne müdahale ediyorsunuz. Siz insanların eksiklikleri üzerinden, bunu bir siyasi bir darbe girişimi aracı olarak kullanmaya kalktığınızda aslında Allah’ın hududuna müdahale ediyorsunuz. Bu bireye, ‘Sen günah işleyemezsin’ baskısıdır.”
Yani, onların yolsuzluklarına gelince sormak soruşturmak, onların günah işleme özgürlüğüne müdahale oluyor.
Yine baş fetvacıları Hayrettin Karaman "İktidara zarar verecekse doğruları söylemek caiz değildir" derken, referansı İslam olan kutsal iktidarımızın yanlışları, laik seküler iktidarların doğrularından evladır. İktidarımız yanlış yapsa da size İslam’ı yaşatıyor mu, başörtüsü takabiliyor musunuz ona bakın, demek istiyor.
“Bu iktidardan pek çok beklentiniz gerçekleşti, camiayı hayretle izliyorum, bak demedi demeyin, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem” fetvasının temel sebebi budur.
Bu kafa kendi yolsuzluklarının üzerine niye gitsin ki?
Gelelim ideolojik savunmalarına…
Malumunuz İslam fıkhında ‘Dar-ül Harp’ kavramı vardır. Dar bildiğiniz ev, vatan, ülke anlamında olup harp de bildiğiniz savaştır.
Savaş ülkesidir yani Türkçesi…
Şeriat kurallarına göre yönetilmeyen, kafir hukuk kurallarının geçerli olduğu ülke yani.
Haliyle bu durum İslamcıları pek çok konuda ‘seferi’ sayar. İslamcılar da bu fırsatı değerlendirip pek çok emir ve yasaklardan muaf olmanın tadını çıkarırlar.
Neyse dağıtmayayım. Siyasal İslamcılar için şeriatla yönetilmeyen ülke Dar-ül Harp hükmündedir. Düşmandır.
Bu ülkenin bir vatandaşı olsanız bile bu ülkeye zarar vermek, kafir devleti yıkmak ve kafirleri zayıflatmak için her yol mübah ve helaldir.
E, savaş olur da ganimet olmaz mı?
Es kaza bir makam veya mevkiye mi geldiniz, size sunulan imkanlar sizin ganimetinizdir.
Burada ganimet kavramından kasıt; Dar-ul Harp’te kafirlerden her çeşit yolla yani silahlı mücadele, talan, baskın, devletin olanaklarını ve yönetimini ele geçirerek elde edilen para, mal, servet ve her çeşit elde edilen maddi imkanlardır.
Bir de FEY kavramı vardır.
İslam Ansiklopedisine şöyle tanımlanır; “Fey, terim olarak gayri Müslimlerden alınan haraç, cizye, ticarî mal vergisi ve diğer bazı gelirleri ifade eder. Fey terimine, ganimet de dahil olmak üzere gayri Müslimlerden alınan her türlü mal…”
Bu anlam da FEY de; Dar-ul Harp olan bir ülkede savaşın olmadığı zamanlarda kafir olarak addedilen insanlardan ve kafir yönetim olarak kabul edilen devletin malından her çeşit yolla, gerek demokratik yolla iktidara gelip, devletin tüm imkanlarının kendileri ve taraftarlarınca gasp edilmesi, satılması, peşkeş çekilmesi, kendilerine karşı olanların kafir kabul edilerek ellerindeki servetin baskı ve yasal hokkabazlıklarla, zorla, tehdit edilerek ellerinden alınarak taraftarlarına verilmesi anlamına gelmektedir ki, kısaca barış zamanında kafirlerden elde edilen ganimet hükmündedir.
Maalesef ‘çalıyor ama çalışıyor’ bahanesi gibi ‘çalıyorsa da İslam’a hizmet ediyor’ algısı yaratıldı ve toplumun bir kesimi de bunu kanıksadı.