Ölüm, insanın en çok sustuğu kelimedir.
Çünkü her konuşma, onun gölgesinde yankılanır.
Hayat dediğin şey; faniliğin üstüne serilmiş ince bir tül perdedir. Biz o perdenin arkasındaki karanlığı görmemek için ışığı abartırız. Gürültü yaparız. Kahkahalar atarız. Başarı listeleri yazar, unvanlar dizer, duvarlara fotoğraflar asarız. Oysa ölüm, bütün unvanları tek bir kelimeyle siler: “idi.”
İnsan “idi”ye dönüşür.
Bir zamanlar yürüyen, konuşan, seven, nefret eden bir varlık…
Sonra sadece bir zaman kipi.
Ölüm bir son değildir; bir soyulmadır.
Beden dediğin şey, ruhun geçici elbisesidir. O elbise toprağa iade edilir. Toprak, kibirle yürüyenlerin omuzlarını da alır, masumların gözyaşlarını da. Ölüm adaletlidir; çünkü ayrım yapmaz. Zenginin tabutu da dört omuz ister, fakirin tabutu da.
Fakat ölüm asıl korkutucu olan değildir.
Asıl korkutucu olan, yaşarken ölü olmaktır.
Vicdanı çürümüş bir insan, mezara girmeden de çürür. Merhameti kurumuş bir kalp, toprak görmeden de karanlığa gömülür. Ölüm, sadece fiziksel bir kapanış değil; ahlaki bir hesaplaşmadır. İnsan, ölmeden önce kendine sorabilmeli:
“Ben yaşadım mı, yoksa sadece var mı oldum?”
Mezarlıklar sessiz değildir.
Orada büyük bir itiraf saklıdır:
Her taş, yarım kalmış bir cümledir.
Her isim, bir zamanlar sonsuz sandığı hayallerin üzerine yazılmış bir mühürdür.
Ölüm kibri kırar.
Çünkü insan, en güçlü anında bile toprağın altında eşitlenir.
Ne makam kalır, ne servet.
Ne alkış kalır, ne düşmanlık.
Sadece yaptıkların kalır.
Belki de ölüm, insana verilmiş en büyük öğretmendir.
Her sabah uyandığında kulağına fısıldar:
“Bugün son günün olabilir.”
Bu fısıltıyı duyan insan değişir. Daha az kırar, daha çok sever. Daha az öfkelenir, daha çok affeder. Çünkü bilir ki zaman, kum saatinin dar boğazından sessizce akmaktadır.
Ölümden korkan insan, aslında yarım yaşamaktan korkar.
Tam yaşayan için ölüm bir kapıdır.
Yarım yaşayan için bir uçurum.
Ve ben derim ki;
Ölüm, karanlık bir son değil, çıplak bir aynadır.
Orada neysen, onunla yüzleşirsin.
Bu yüzden yaşa.
Korkmadan, ertelemeden, kirlenmeden.
Çünkü ölüm, sana düşman değildir.
O, seni gerçeğe çağıran son elçidir.

Semih Aslanlar