Duruşma TRT’den naklen yayınlanacak beklentisi olanlar hayal kuruyor.

Bahçeli’nin ‘yayınlansın’ talebi de aralarındaki rol paylaşımının gereği. Malum Bahçeli CHP konusunda ‘iyi polis’i oynuyor.

Adeta tel tel dökülen bir iddianame üzerinden, zanlıların bırakın korkudan titremeyi adeta şükran duygusuyla karşıladıkları bir iddianame üzerinden yapılacak bir duruşmayı kamuoyunun gözü önünde gerçekleştirmek iktidar ittifakı için akıl karı değil.

Yahu bırakın canlı yayınlanmasını, İddianamenin çıktığı andan itibaren her türlü eleştirinin karartıldığını görmüyor musunuz?

Medya desen zaten tamamıyla ellerinde, internet medyası desen e onun da fişi ellerinde, istedikleri zaman kapatıyor, istedikleri zaman açıyorlar.

Türkiye “İnternetin özgür olmadığı” 22 ülkeden bir tanesi…

Nitekim Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesabına dördüncü kez erişimin engellenmesi kararı verildi.

İddianamenin suçlama maddelerini tek tek çürüten hesaplar sürekli engelleniyor iken iktidar kanadı, Özgür Özel’in büyük bir özgüvenle ‘yargılanmak için değil, yargılamak için sabırsızlıkla bekliyoruz’ dediği bir duruşma naklen yayınlanır mı?

İddianame çıkana kadar her şey yolunda gidiyordu. Yandaş medya, sözde ‘gizlilik kararı’ olan dosya üzerinden zanlı tarafı linç ediyor, iktidar kanadı da mikrofonlardan yargısız infaz yapıyordu.

Birbirlerinin ve ailelerinin yüzlerine bakamayacaklar, deniliyordu. Ahtapotun kolları senaryoları yazılıyordu. Yandaş basın da hukuki yargıdan önce toplumsal yargıyı yani algıyı oluşturmak için iftiranameler düzüyordu.

Zanlılara itibar suikastları yapılıyor, masumiyet karinesi çiğnenerek her biri baştan suçlu ilan ediliyordu.

E şimdi bakıyorum, iddianamede yandaş basının iğrenç ötesi manşetlerinden, iktidar kanadının kürsülerden dillendirdiği iddialardan eser yok.

E hani nerede İmamoğlu’nun otellerde yapmış olduğu toplantılarda kamera bantlanması ve yanındaki ekibin taşıdığı valizler konusu? Hani taşınan valizler dolusu paralar?

Manşetlerden atılan “İBB’de “560 milyar TL’lik soygun” iddiaları iddianamede neden yok?

Günlerce ekranlarda konuşulan, Fatih Keleş’in evindeki parkenin altında 2 milyon dolar bulunduğu iddianıza ne oldu?

Günlerce ekranlardan dinleyip manşetlerden okuduğumuz ‘bir iş insanından, mülkiyeti İBB’ye ait otoparkın kira sözleşmesinin uzatılması karşılığında 20 milyon TL istedi, ses kayıtları var’ haberleriniz neden iddianamede yer almadı?

Hani, Beykoz’da bir otoparkta İmamoğlu’nun lüks araçları bulunmuştu?

Hani, “İmamoğlu seçimlerde PKK’ye 100 milyon dolar rüşvet vermişti?

Hani, ‘İmamoğlu 700 milyon liraya oğluna yat almıştı?

Günlerce bu manşet ve haberlere boğuldu kamuoyu, saatlerce yandaş televizyon kanallarında ballandıra ballandıra anlatıldı da şimdi iddianamede neden yok?

Olmaması doğal çünkü günlerce soruşturma aşamasında yer alan iddialar üzerinden zanlılara itibar suikastı yapmayı kar saydılar.

Bir Adem Soytekin konusu var mesela, yüzlerinin kızarmasını gerektiren bir konu…

Sözde bu adam 'İmamoğlu Operasyonu'nun 'Kilit İsmi’ diye yandaş gazetelerde, haber kanallarında pazarladılar.

Etkinliğin pişmanlıktan salınınca, gazetelerinde ve kanallarında röportajlar yapıp sözde itiraflarını yayınladılar.

Sonra ne oldu?

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Soytekin’in daha önce verdiği ifadeleri yeniden değerlendirip Soytekin’in “itirafçı” olarak sunduğu üç farklı beyan arasında çelişkiler ve tutarsızlıklar bulunduğunu belirleterek yeniden tutukladı.

Yani itiraflarının yalan olduğu anlaşıldı.

Anlaşıldı da bazı siyasilerin ve bazı medya mensuplarının yüzleri kızardı mı?

Şimdi bunların, suçlanan ve itibar suikastına uğrayan taraftan ve daha önemlisi kamuoyundan en azından bir özür dilemesi gerekmiyor mu?

Hepsi bir yana algıya boğulan kamuoyunun artık uyanması ve gereğini yapmasını beklemek hakkımız değil mi?