Ucube rejime geçişle birlikte TBMM’nin pek bir hükmü şahsiyeti kalmadı ama bu durum milletvekillerinin parlamento içi ve dışı sorumluklarını yerine getirmeme bahanesi olamaz.
Bunu niye söylüyorum? Çünkü bu gerekçeyle yan gelip yatan onlarca vekil var da ondan.
Neden seçildiğini, vatandaşın kendinden neler beklediğini bilen yasama dışında neredeyse tüm vaktini halkın arasında geçirip sürekli ekonomik ve sosyal sıkıntıları dile getiren, hukuksuzlukların, yolsuzlukların üzerine giden, kendince de olsa iktidarı denetleme görevini yerine getiren milletvekilleri de yok değil. Ama sayıları çok az…
Bugün bunlardan biri ve en etkilisi olan İYİ Parti Balıkesir milletvekili ve aynı zamanda grup başkan vekili Turan Çömez’in etkin muhalefetinden örnekler vereceğim.
Maşallah dahil olmadığı bir konu yok. TBMM’de görevinin gereğini yaptıktan sonra eve kapanmıyor, koşturuyor. Hemen her gece televizyon programlarına katılıyor.
Sosyal medyayı da iyi kullanıyor.
Son bir haftalık paylaşımlarından köşemin yettiği kadar aktarayım;
“Trump az önce açıkladı: “Suudi Arabistan’a F-35’leri satacağız.” E bizimkiler ne oldu? Parasını da ödemiştik üstelik. Hatta Erdoğan, dostu Trump’la “fevkaladenin de fevkinde” bir görüşme yapmıştı. Araplar “fevkaladenin neresinde” bir görüşme yaptılar da uçakları alıyorlar acaba?
Bu ülkede et çeteleri var. Çilekeş Milletimiz dünyanın en pahalı etini tüketirken, açlık ve sefaletle boğuşurken, bunlar kurdukları “kirli çarklarla” ceplerini şişirmekle meşguller.
Macaristan’da şirket sahibi olan, ESK’nın başındaki becerikli mücahit, geçen ay, Macaristan’da bir şirketle(!) “et ithalatı sözleşmesi” imzalamış. Ancak “miktar ve şirket ismi” gizli. Anlaşılan becerikli mücahit götürdüğü çuvallar dolusu parayla yetinmemiş, yeni tezgâhlar peşinde koşuyor.
Tarım Bakanı bu sözleşmeyi tüm ayrıntıları ile Meclis’e sunmalı.
Et ve Süt Kurumu, son üç yılda Macaristan’daki bir firmadan tam 4 milyon kilo et ithal etmiş. Nereden biliyor musunuz? Et ve Süt Kurumu’nun başındaki Mücahit Müdürün Macaristan’daki et firmasından!
7 dolara aldığı 4 milyon kilo eti 17 dolara satan mücahit, 40 milyon doları, yani 1,7 milyar lirayı cebe indirmiş.
17 bin TL maaş alan bir emekli aylarca evine et götüremezken, Etçi mücahit 1,7 milyar TL’yi bir çırpıda götürüvermiş.
Bunlar en küçükleri… Bir de büyük BAŞları var bunların!
Yıllık et ve canlı hayvan ithalatının 1,5 milyar doları bulduğu düzende, asıl büyük BAŞ çetelerin neler götürdüğünü siz hesap edin.
Önce MGK’da; PKK’nın “kendini feshetmiş bir örgüt” olduğunu kabul edecekler. Sonra da TBMM’de; “kendini feshetmiş örgüt üyelerinin affedileceğine dair bir yasayı” kabul edecekler. Demiştim birkaç gün önce. Cumhur koalisyonunun yeni ortağı planı bugün ifşa etti; “Sadece PeKeKe’yi ilgilendiren bir yasa çıkarılacak!”
Marmara Denizi’ne irili ufaklı 200 kadar akarsu boşalıyor. Neredeyse tamamı zehir taşıyor. Hele bazıları var ki; Gönen, Kepsut, Nilüfer, Susurluk Çayları gibi, Su değil simsiyah zehir akıyor.
Neden müsilaj oluyor? Balık neden az? Midye zehirlenmesinden ölüm olur mu?
Bu sorumsuzluk, bu tahribat, bu talan devam ederse, birilerinin cebi şişmeye devam edecek, ancak çocuklarımıza yaşayacak ne bir çevre ne de bir doğa kalacak!
Gümrüklerde el konulan malları İstanbul Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim ediyorlar, imha edilmek üzere. AKP Siyaset Akademisi mezunu olan müdür yardımcımız, aynı zamanda Adalet Bakan Yardımcısı’nın da teyzesi, oğluyla beraber olup tezgâhı kuruyor ve gelen malları satıp servet yapıyor. Hikâyede ne ararsan var; Liyakatsiz atama, nepotizm, kayırmacılık, hırsızlık, kul hakkı… Bu güruh yola çıkarken “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” derken ne kadar da haklıymış!
Dilovası’nda kaçak bir binada, Korkunç bir yangında, Sigortasız işçilerimiz, kadınlarımız, çocuklarımız, Yanarak can verdi. Büyük bir ihmal, hatta ihanet! “Araştıralım bunu, her şeyi açığa çıkaralım, üzerine gidelim” dedik. Umursamadılar bile, Meclis’e bile gelmediler. Önergemiz oylanamadı, çünkü yoktular.
Eski Erdoğan, derdine çare arayan kadınları, bariyerlerin arkasından dinlemez, “Yalan söylüyorsun” diye azarlamaz, “Benim başörtülü bacılarım” diyerek partisine davet eder, konuşurdu. Yeni Erdoğan, yani saraya hapsolmuş, yani halktan kopmuş, yani gerçeklerden uzaklaşmış Erdoğan ise; azarlıyor, mesafe koyuyor ve yok sayıyor.
Bu; bir devrin kapanışının, bir iktidarın çöküş ve tükenişinin, bir hikâyenin bitişinin hazin ve ibretlik bir manzarasıdır!”