Başlık, İmralı’ya gitme heveslisi Bahçeli’ye Müsavat Dervişoğlu’nun tepkisi…
Malumunuz Bahçeli son grup toplantısında "Meclis’te kurulan komisyon bu çerçevede karar alamazsa, hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa, herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse, açık açık söylüyorum; alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkanlarımızla İmralı’ya gitmekten gocunmam, çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten de imtina etmem" demişti.
Dervişoğlu da "İlk ağızdan ve ilk elden verilen mesajlar faydalı olacakmış. Yahu sen olmuşsun İmralı, etrafındaki alkış ekibi de Kandil. Siz varken Apo'ya, PKK'ya ne gerek var? Bindirin onu İmralı feribotuna, salın gitsin" dedi.
Bahçeli’nin bu gidiş konusunda partililerden izin istemesi de ilginçti.
Olayı ilginç kılan da bir hafta önce ‘Bahçeli çok istiyorsa kendi gitsin’ diyen Fatih Erbakan’a ana avrat düz gidenlerin ‘izniniz olursa ben gideyim’ diyen Bahçeli’yi ayakta alkışlamalarıydı.
Fatih Erbakan o cümleyi kullandığında ‘gerekirse giderim’ deseydi sorun yoktu.
Zaten bütün sorun da ikircikli davranışlar değil mi?
Ve partili denilen tabanın bu ikircikli davranışları ayakta alkışlaması değil mi sorun?
Siyaset, düz ve omurgalı insanların yapabilecekleri iş olmaktan çıktı maalesef…
Hele ki Bahçeli’nin Özgür Özel’e yanaşıp ‘darılmıyorsun değil mi, bunları siyaset gereği yapıyor, siyaset gereği söylüyoruz’ itirafından sonra hele ki MHP’de siyaset yapmanın bir anlamı kalır mı?
Yahu ne var bu İmralı’da? Bu köklü partiyi toplum nezdinde bu kadar küçük düşürecek kadar önemli olan ne?
Bu tutum özveriyle, önce vatan sonra partim hamasetiyle açıklanabilir mi?
Yıllardır kökü dışarıda her türlü ideoloji ile canhıraş mücadele eden, bu uğurda gencecik evlatlarını toprağa veren, mensuplarının maddi, manevi, sosyal ve siyasal bedeller ödediği bir hareketi, bugün terör örgütü ve başı ile müzakere noktasına getirmenin gerekçesi ‘fedakarlık’ olup ‘kan içip kızılcık şerbeti deme’ hamasetiyle açıklanabilir mi?
Son grup toplantısında, hesapta ‘gitme izni’ isteyen Bahçeli’nin asıl izni bu dava uğruna bedeller ödeyenlerden alması gerekmiyor mu?
Siz bakmayın “Milletvekili arkadaşlarıma, dava arkadaşlarıma, burayı şereflendiren dava insanlarımıza sesleniyorum, İmralı'ya gitmeme izin veriyor musunuz?” diye sormasına. Bugüne kadar size neyi sormuş ki?
Tamam, söz konusu kanlı katil de bu sürecin bir parçası ama ayağına gitmeden, bir tarafları kaldırılmadan o engin ve dahiyane fikirleri alınamıyor mu?
Elbette ki günümüz teknolojisi bütün imkanları sunuyor ama mesele o değil ki, mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayağına getirmek.
Haliyle Bahçeli’nin arzusu da götürmek!
Mana veremediğim ve gerçekten çok üzüldüğüm nokta ise bu konudaki ısrarı…
Görüyorsunuz Erdoğan ve partisi başından beri mesafeli duruyor. Maşa varken neden elimi yakayım havasındalar.
Çünkü ilk açılım sürecinde derslerini aldılar da yoğurdu üfleyerek yiyorlar.
Çünkü taban ve seçmen tepkisinden korkuyorlar.
Yahu düne kadar amiyane tabiriyle, sözüm meclisten dışarı ‘koyun sürüsü gibi tepkisizler, her denileni kabulleniyorlar’ diye eleştirdiğimiz partinin tabanı bile homurdanırken ve tepe yönetimi bu homurtuları dikkate alıp temkinli davranırken, size ne oluyor?
Sormam garip karşılanmasın, ne olduğunu da Bahçeli’nin bu cüret ve cesareti nereden aldığını da bilmiyor değilim.
Bahçeli, beyaza siyah dese siyaha beyaz ve az önce söylediğinin tam tersini söylese de onu ayakta alkışlayacak bir gruba sahipte ondan…
Kaldı ki iktidarın da MHP’nin bu özelliğini tepe tepe kullandığı ortada…
Bu haliyle, toplumun neredeyse yüzde 70’inin karşı çıktığı daha önemlisi mevcut yasalara aykırı hatta yarın devran döndüğünde bu işin mimarlarını Yüce Divan’a götürebilecek kadar suç teşkil eden süreci, bu kadar sahiplenmenin anlamı var mı?
Hasılı derdiniz ülkeyi kurtarmak mı yoksa MHP’yi bitirmek mi?
Son bir soru; Bahçeli, İmralı'ya gider ve Öcalan ile görüşürse ne değişir?
Bahçeli, Öcalan ile görüştü diye ipleri ABD’nin elinde olan PKK ve PYD/YPG, silahları bırakır mı?
Gerçekten inanıyor musunuz?