Dün aktardığım araştırmaya göre toplum, devleti oluşturan bütün kurumlara olan güvenini yitirdi.
Hepsinden önemlisi, mülkün yani devletin temeli olan adalet kurumuna güven bitti.
İşte asıl ‘beka sorunu’ budur.
Çevresinde kıyametler kopan, ateş altındaki bir coğrafyada yaşayan, dahası iktidar ve ortaklarının olası bir İsrail işgal/saldırısına yönelik halkını uyardığı ve öncelikle iç cephesini sımsıkı hale getirmesi gereken bir ülkede toplum, devlete olan inancını ve güvenini kaybettiyse en büyük beka sorunu budur.
Ve daha kötüsü, bu durumdaki bir ülkenin iktidarının gündeminin muhalif belediyeler, ülkeyi yönetenlerin tek hedefinin de muhalif partiler olmasıdır.
Haliyle bütün bunlar yaşanırken toplumun adalete, hükümete, rejime ve neredeyse devletin bütün kurumlarına olan güvenini yitirmesi gayet doğaldır.
İşte görüyorsunuz, hiçbir operasyonlarına güvenilmiyor ve toplumda ‘bunların tek dertleri iktidarlarını uzatmak’ duygusu oluştu.
Bu saatten sonra ne yaparsanız yapın, halkta oluşan ‘bunların bekadan anladıkları sadece kendi iktidarlarının bekası, bu ülkede bir beka sorunu varsa da o iktidarın beka sorunu’ duygusunu yok edemezsiniz.
Hele ki yangına körükle gitmek misali, toplumu bastırmaya, sindirmeye, susturmaya çalışmakla hiçbir yere varamazsınız.
Dolayısıyla seçilmiş belediye başkanlarına yönelik, artık herkesin siyasi operasyonlar olduğuna inandığı tutuklamalar ne iktidarınızın ömrünü uzatır ne de toplumun size artık olmayan güvenini tekrar oluşturur.
Halk TV ve Sözcü TV başta olmak üzere özgür yayın kuruluşlarına lisans tehdidine varan 10’ar günlük ekran karartma cezaları, özgür gazetecilere davalar, gözaltı ve tutuklamalar, özgür medyayı susturmak için ekonomik baskılar, mitinglere katılan öğrencileri tutuklamalar, iktidarınızın ömrünü ancak bir sonraki seçime kadar uzatır.
Çeyrek asırdır siyaset yapıyorsanız, yargının siyasallaştırılması, yasamanın etkisizleştirilmesi buna karşılık yasakların, yolsuzlukların ve haliyle yoksulların zirve yapmasının halkta nasıl bir karşılık yaratacağını bilmiyor olamazsınız.
Nitekim toplum size karşı birleşiyor. İnsanlar demokrasi elden gitmesin, bu baskı rejimi sona ersin, demokratik, laik sosyal hukuk devletine geri dönülsün, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkılsın, çağdaş, modern Türkiye yeniden oluşturulsun diye akın akın muhalif partilere koşuyor.
Bunu sadece ben değil anketler, araştırmalar da söylüyor, gösteriyor.
Hiçbirine inanmıyorsanız da son yerel seçim sonuçları ortada…
İktidarı, ilk operasyonlar başladığında ‘sizin yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarınız, bumerang misali döner sizi vurur’ diye uyarmış, hatta evi camdan olan, komşusunun evine taş atmasın’ anlamında Rus atasözünü hatırlatmıştım, dinlemediler…
İşte, diploma dediler, kendi diplomaları tartışılır oldu.
Sonra bir baktık ki İmamoğlu’na haram olan kendilerine, mesela Hulusi Akar’ın kızına ve sair AKP’lilere mubahmış!
Önce SGK borçları üzerinden ‘CHP’li belediyeleri silkeleyin’ talimatı gelmişti, hatırlarsınız.
CHP’li belediyelerin SGK borçlarının tamamının kendi dönemlerinden kaldığı, SGK’nın borç tahsil etme noktasında AKP’li belediyeleri kayırdığı, bu ülkede SGK’ya en çok borçlu belediyelerin kendi belediyeleri olduğu ortaya çıkınca bu kez de yolsuzluk operasyonlarına sarılmak zorunda kaldılar.
Haliyle halk da sormaya, sorgulamaya başladı.
Belediyelere yönelik operasyonları ‘Türkiye, hukuk devletidir. Yasalar karşısında herkes eşittir. Herkes yasaların dediğine, mahkemenin kararına uymakla yükümlüdür’ diye savunan iktidara, Adalet Bakanı’na AKP’den devraldıkları belediyelerde tespit edilen yolsuzluklar tek tek hatırlatıldı.
İstanbul’da belediye el değiştirdikten sonra savcılığa verilmek üzere hazırlanan 37 büyük yolsuzluk dosyası akla geliverdi.
Ve dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘bu yolsuzluk dosyaları bundan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulacak’ diyerek el koyduğu dosyaların, Ankara’da Melih Gökçek dönemine dair tam 97 büyük yolsuzluk dosyasının akıbetleri merak edilir oldu.
Haliyle bu durumda tavrınız yadırganır, sorgulanır ve toplumun size güveni sarsılır. Nitekim sarsıldı da ki halk artık size inanmıyor, güvenmiyor.
Ve hasretle önümüzdeki seçimi bekliyor…