Cumhurbaşkanımız, demokrasi konusunda oldukça duyarlıdır.
Nitekim Trump’a yönelik, Beyaz Saray Muhabirleri yemeğinde gerçekleşen silahlı saldırı girişimini ilk kınayanlardı.
Kınama mesajında "Demokrasilerde mücadele fikirle yapılır, şiddetin hiçbir türlüsüne yer yoktur” sözleriyle, tüm dünyaya demokrasi dersi vermişti.
‘Keşke cumhurbaşkanlığı makamı eskisi gibi sembolik olsa, cumhurbaşkanımız bir partinin genel başkanı olmak yerine, tarafsız ve siyasi partilere eşit mesafede ve gerektiğinde birleştirici rol oynasa’ diye düşünen densizler var. Ben de onlardan biriyim…
Densizlik işte, bu haberi okuyunca da mesajın ABD’den önce ülkemiz için verilmesi ve gereğinin yapılması gerekir fikrine kapıldım bir an.
Hatta ‘ele verir talkımı’ şeklinde başlayan atasözü geldi aklıma nedense, öylesine, sebepsiz…
Neyse biz gündeme dönelim.
Kargaları bile güldüren bir casusluk davamız var malumunuz.
Bugün, ünlü casuslarımızdan Merdan Yanardağ’ın savunmasını aktaracaktım ama önce bilişim ve iletişim casusu Necati Özkan’ın savunmasından pasajlar aktarayım;
“İddianamenin amacı şu; Ekrem İmamoğlu’nu biraz daha içeride tutabilmek ve Merdan Yanardağ’ın televizyonuna çökebilmek.
Casusluk örgütü amirimiz denilen Hüseyin Gün’ün İngiliz ortağına, Türkiye Cumhuriyet Devleti birçok ihale vermiş. O belgelerinin dosyaya konulmasını talep ediyorum.
Çıkar amaçlı bir iddianameden bahsediyoruz. Burada tek bir çıkar var. O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış ve bu çıkar bize şunu söylüyor: ‘Ekrem İmamoğlu'nu içeride tut, Merdan Yanardağ'ın malına el koy.’ Özeti bu; başka bir şey yok" Hem İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız. İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın savcının yorumları var, o kadar.
Ben bir örgüt yöneticisi değilim. Örgüt kurmadım. Bir örgüt üyesi de değilim" dedi. Gün söyle konuştu: “Şimdi iddianamede yazıyor; yok İsrail, yok İngiltere, yok Amerika. Yani benim yatırımlarımın olduğu ülkelere göre ben hem MOSSAD’mışım, hem CIA’ymişim hem de MI6. Nasıl oluyor bu? Peki, arkamdaki diğer 3 saygın isimle ne alaka? Ne iddianamede bu çözüldü ne de ben, 10,5 aydır tecrit altında olmama rağmen çözebildim. Sayın Başkan, burada olmayan bir şey var edilmeye çalışılıyor.”
Necati Özkan, hangi ülkenin casusu olduğunu soruyor ama iddianameyi hazırlayanlara göre casus olmak için herhangi bir ülke ve herhangi bir ülkenin istihbaratı ile ilişkili olmak gerekmiyor.
Peki ‘Kanun’ ne diyor?
Casusluk fiili için bir kere ele geçirilmiş bir devlet sırrı gerekli, bu sırrın bir yabancı istihbarat örgütüne/devletine verilmesi gerekli, diyor.
Dolayısıyla bu iddianamede 3 tane casusumuz var ama bunların casusluk faaliyetinden yararlanmış bir yabancı devlet ya da yabancı istihbarat örgütü var yok.
Devlet sırrı niteliği taşıyan bir veri, belge, bilgi de yok.
İddianameyi hazırlayanlara göre devlet sırrı dedikleri hepi topu “çok sayıda İBB verisi”ymiş.
Bu veriler ele geçirilip darkweb’e yüklenmiş.
Uzman mütalaası, hâkimin istediği bilirkişi raporu ve Emniyet Terörle Mücadele raporu ortaya koydu ki o İBB verileri, gerçekte toplam 17 adet ibb.gov.tr uzantılı e-posta.
Yanlış okumadınız, sadece 17 eposta! Üstelik 17 e-postanın sadece ikisi gerçek ve kullanımda, diğerleri pasif.
Dahası, bu e-postalar raporlara göre darkweb’e 2019’dan önce ve üstelik farklı yıllarda yüklenmiş. Dahası İBB’den değil, o İBB hesaplarını kullananların alışveriş gibi nedenlerle girdikleri sitelerden ele geçirilmiş. Farklı yıllarda darkweb’e düşmesinin nedeni de bu.
Bir trajikomik durum daha, iddianamenin en iddialı iddialarından birisi; Merdan Yanardağ, Kemal Kılıçdaroğlu’nu canlı yayında sıkıştırarak Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun önünü açmış!
Büyük suç ve casusluğun en önemli göstergesi!
Son sözü hukukçu Salim Şen’e bırakalım;
Salim Şen: "Günaydın kardeşim. İnsanları casus iddiasıyla tutukluyorsunuz. 7 ay içeride tuttuktan sonra soruşturmayı tamamlayıp dava açıyorsunuz. Dava açıldıktan sonra geriye dönüp MİT'ten casusluk faaliyetinin sorulmasına diyorsunuz. Pes yani. Hakikatten utanın. Bu davanın ana konusu casusluk faaliyeti kardeşim. Ey Cumhuriyet Savcısı, şu aşamaya kadar MİT'ten bu soruyu sorup bu faaliyeti açıklığa kavuşturmuş olman gerekiyordu. Neye göre casus olarak nitelendirip eylemleri casus dediniz. Yaptığınız en hafifiyle görevi kötüye kullanmaktır. Böyle bir rezalet görmedim. Bu davanın çöktüğünü gösterir. Ne kadar boş, siyasi fayda ile kotarılmaya çalışıldığını gösterir. Dosyanın temeli yok. İsnat edilen suçun faillerle bağı kurulmamış."