İnsan bazen dönüp etrafına baktığında, asıl yorgunluğun hayatın yükünden değil; insanların değişen yüzlerinden geldiğini anlıyor. Çünkü bugün yaşadığımız çağda birçok şey büyüdü ama insan küçüldü.
Makamlar büyüdü, binalar yükseldi, unvanlar çoğaldı, insanlar daha pahalı takım elbiseler giymeye başladı ama ne yazık ki karakter aynı hızla büyümedi. Hatta çoğu zaman küçüldü, eksildi ve kayboldu.
Eskiden insanlar çocuklarına ‘adam ol’ diye nasihat verirdi. Şimdi ise birçok insan sadece güçlü görünmenin, bir çevrenin içerisinde yer almanın, bir koltuğa yakın durmanın derdine düşmüş durumda.
Kimse artık nasıl bir insan olduğuyla ilgilenmiyor; önemli olan kimlerle fotoğraf verdiği, hangi masada oturduğu ve hangi makamın gölgesinde yürüdüğü olmuş.
Oysa insanın gerçek değeri oturduğu koltukla değil, o koltuktan kalktığında arkasından söylenenlerle belli olur.
Bugün öyle bir düzenin içerisindeyiz ki, insanlar doğrularına göre değil menfaatlerine göre konuşuyor. Dün aynı sofrada oturup kardeşim diyenlerin, bugün çıkarı bittiğinde birbirinin yüzüne bakmadığını görüyoruz.
Bir makam uğruna yılların dostluğunu satanlar, küçük bir çıkar için karakter değiştirenler ve gücün karşısında eğilmeyi marifet sananlar ne yazık ki artık toplumun sıradan bir görüntüsü haline geldi.
Ne yazık ki adamlığın partisi yok.
İnsan en çok buna üzülüyor, çünkü artık kimsenin sözüne güvenemiyorsunuz. Yüzünüze gülüp arkanızdan kuyunuzu kazan insanlarla aynı masada oturmak zorunda kalıyorsunuz.
İnsanlar artık oldukları gibi davranmıyor; olmaları gerektiği gibi görünmeye çalışıyor. Herkesin bir maskesi var. Kimi makam maskesi takıyor, kimi güç maskesi, kimi de ahlaklı görünmenin maskesini.
Fakat hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır; insan eninde sonunda kendi vicdanıyla baş başa kalır.
Kalabalıklar dağılır, alkışlar susar, güç el değiştirir, makamlar bir gün başkasına kalır. O gün geldiğinde insanın yanında ne arabası kalır ne unvanı ne de korkudan yanında duran insanlar…
Geriye sadece insanın karakteri kalır.
Bugün herkes bir şeyler için yarış halinde ama kimse iyi insan olabilmek için mücadele etmiyor.
Ama günün sonunda herkes şunu çok iyi anlıyor; bazı insanlar koltuklarıyla büyür, bazıları ise karakteriyle. Koltuk gidince küçülen çok insan gördük ama duruşuyla yıllar geçse de büyümeye devam eden insanlar da gördük.
Adamlık; şartlara göre şekil almak değil, şartlar ne olursa olsun kendin kalabilmektir.
Belki de bu yüzden artık insanların makamından önce ahlakına, sözlerinden önce samimiyetine bakmak gerekiyor. Çünkü insanın gerçek itibarı, toplum içerisinde nasıl göründüğüyle değil, kimsenin olmadığı yerde nasıl biri olduğuyla ilgilidir.
Ve unutulmamalıdır ki; bu dünyada bazı insanlar servetlerini kaybeder, bazıları makamlarını…
Ama en acı iflas, insanın karakterini kaybetmesidir…