Televizyon ekranlarında yayılan sahte diploma çetesinin skandal görüntüleri, sadece bir belge sahteciliği değil; aynı zamanda toplumun adalet ve liyakat duygusuna atılmış bir darbe niteliğinde.
Burada, basit bir evrak sahteciliğinden ziyade, kökleri daha derinlere inen bir yolsuzluk şebekesi var. Kimi “profesör”, kimi “doçent” unvanıyla sahnede boy gösteriyor; ama ne öğrenci olarak kayıtları var, ne bilimsel bir geçmişleri. Gerçek üniversite yıllarını atlatıp da diploma almanın zahmeti onlarda yok; para ve nüfuzları elverdiği sürece, koltukları da hazır alıyorlar.
Akademik unvanların “satılık mal” kıvamına gelmesi, bilime, araştırmaya ve dürüst çalışmaya olan güveni yok ediyor. Bir gün iktidar değiştiğinde, toplum bütün bu kirli ilişkileri masaya yatıracak. Kim bilir, belki de yıllardır gizlenmiş belgeler gün yüzüne çıkacak; o zaman anlayacağız ki sahte diplomadan öte, bir ülkenin geleceğiyle oynanmış.
Bu çetelenmeye karşı en güçlü silahımız şeffaflık ve hesap sorabilme kabiliyeti olacaktır. YÖK’ün, Adalet Bakanlığı’nın ve Emniyet’in iş birliğiyle, geçmiş yılların kayıtları tek tek incelenmeli; akademik unvanlar da su yüzüne çıkarılmalı. Peşin gözle bakmak zor; çünkü kim bilir hangi koltuğun altından başka karanlık ilişkiler dökülür.
Türkiye, ciddi sorunlarla boğuşurken, sahte diplomalar yalnızca küçük bir parmak izi gibi görünebilir. Oysa gerçek suç, bilgi ve liyakata gösterilen saygının ortadan kalkmasıdır. Bizler akademinin çıtasını korumazsak, geleceğin yetişkinleri de liyakatsizliğin gerisinde kalmaya mahkûm olacak. Unutmayalım ki sahte diploma sahtedir; ama onun yarattığı tahribat, hepimize aittir.
Yeliz Çağlar