“Gençler köyüne dönsün, toprağını eksin, hayvancılık yapsın.”
Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi?
Kendi kendine yeten bir ülke… boş kalmayan tarlalar… üretim yapan köyler…
Peki çiftçi bunun maliyetini nasıl karşılayacak?
Bugün Türkiye’de bir çiftçi için tarım yapmak romantik bir hikâye değil, ekonomik bir mücadele. Çünkü üretimin temel girdileri her yıl katlanarak artıyor. Mazot, gübre, yem, tohum, ilaç… Hepsi dövizle bağlantılı. Türkiye gübre hammaddesinin büyük kısmını ithal ettiği için dünyadaki fiyat artışı doğrudan çiftçinin cebine yansıyor. Üstelik girdi fiyatları yükseldikçe gıda fiyatları da otomatik olarak artıyor. Yapılan ekonomik analizler, tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın gıda fiyatlarını daha da hızlı yükselttiğini gösteriyor.
Yani mesele sadece çiftçinin değil, sofradaki ekmeğin de meselesi.
Devlet elbette tarımı desteklemek için çeşitli programlar uyguluyor. Yeni modelde mazot ve gübre destekleri “temel destek” adı altında birleştirildi. 2025 üretim yılı için destek katsayısı dekara 244 lira olarak belirlendi ve ürün türüne göre değişen destekler veriliyor. Ayrıca bu sistemde teorik olarak mazot maliyetinin yüzde 50’si ve gübre maliyetinin yaklaşık yüzde 25’i karşılanıyor.
Kağıt üzerinde güzel görünüyor.
Ama tarlaya giden çiftçiye sorarsanız başka bir tablo anlatır. Çünkü gerçek hayatta maliyetler desteklerden çok daha hızlı artıyor. Türkiye’de çiftçilerin toplam borcunun yüz milyarlarca liraya ulaştığı ve artan girdi fiyatlarının üreticiyi ciddi bir borç yükünün altına soktuğu raporlarla ortaya konuyor.
Yani destek var…Ama maliyet daha büyük.
Şehirde yaşayan gençlere şu çağrı yapılıyor: “Toprak var, köye dönün, üretin.”
Peki köye dönen genç neyle üretim yapacak?
Bir traktörün yakıtını mı düşünecek,
gübrenin ton fiyatını mı,
yoksa hayvancılık yapacaksa yem fiyatını mı?
Dünya artık çok farklı bir döneme giriyor. Savaşlar, enerji krizleri ve ticaret savaşları gıdayı stratejik bir silah haline getirdi.
Bir ülke petrolsüz yaşayabilir. Ama gıdasız yaşayamaz.
Bu yüzden güçlü devletler bugün tarımı sadece ekonomik değil, ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.
Türkiye için de durum farklı değil.
Eğer bir gün dünyada büyük bir gıda krizi yaşanırsa,
ülkeyi ayakta tutacak olan şey borsa değil, tarladaki üretim olacak.