Doğduğu günden bugüne kadar asıl mesleği düğün arabasının peşinden koşup dağıtılan zarfları almak ya da bahşiş toplamaktı. Bu işte o kadar ustalaşmıştı ki nikah salonunun çevresi kendisinden soruluyordu. Düğün arabasının ve konvoyun nereden geldiğini, nasıl bir güzergâh izleyeceğini, zarfları nasıl atılacaklarını ve daha bunun gibi birçok detayı ezbere biliyordu. Bazen gelin ve damadı gördüğünde bazen de bir arabanın markasını, şoförünü hatta ve hatta arabanın gidişinden bile para alıp alamayacağını anlayacak kadar uzmanlaşmıştı. Öyle bir durumda hiç konvoyun peşine düşmez ve kendini riske atmazdı. Bir sonraki düğün konvoyunu beklerdi. O da çok iyi biliyordu, bu bir kayıp değildi. Bir sonraki gelin arabası veya düğün konvoyu çok kısa bir süre sonra bütün gürültüsü ve oluşturduğu ses kirliliği ile burada olacaktı. Ona atılan boş zarflara sinir oluyor, elden verilen paraları daha çok seviyordu. Yaşı biraz geçtiği için artık arabaların önüne atlayıp ya da kaputuna yatıp para dilenmiyordu. Onu çocukken yapıyordu. Şimdi daha profesyonel daha uzmanca parasını alıyordu. Hem enerjisini daha verimli kullanıyor hem de daha çok kazanıyordu. Hatta o kadar profesyoneldi ki bazen gelinin ailesinin ya da damadın ailesinin hangi arabada olduğunu bulup onlardan yüklü bahşiş aldığı da oluyordu. Bu onun bu meslekteki en büyük uzmanlaştığı alandı. 
    Geniş cepli pantolonlar giyiyordu. Aldığı paraları pantolonunun geniş ceplerine sıkıştırırdı. Ta ki eve gelene kadar paralar o cebin içerisinde buruşuk bir şekilde dururdu. Eve geldiğinde cebindeki bütün paraları yatağın üstüne döker ve onları sanki bir bebeği ya da bir hayvanı sever gibi usulca sayarak düzeltirdi. Sayması bittikten sonra evinde kendi oluşturduğu gizli bölmeye saklardı paralarını. Ertesi gün oldu mu tekrar çıkardı piyasaya. Yaz ayları onun en çok kazandığı en yoğun bir şekilde çalıştığı aylardı. Kış aylarında işleri çok fazla olmuyordu ama az kişi geldiği için aldığı bahşiş yaz ayında aldığına göre daha fazla oluyordu. Kış ayı olduğu için kimse zarf atamıyordu o yüzden elden direkt olarak kazanıyordu parasını. Yazın sabahın ilk saatlerinde nikah salonunun önünde yerini alırken kışın daha geç orada bulunuyordu. Yazın hava kararana kadar uzun bir günde orada beklerken, kışın ise çok erken saatte evine dönmek zorunda kalıyordu.
    Gelin arabası ya da düğün konvoyunda olmadığını iddia edenlere ise çok kızıyordu. Kızdığı nokta ise onların para verip vermemesi değildi, ona yalan söylemeleriydi. Bir keresinde aynasında havlu olan, muhtemelen trafik yüzünden bulunduğu düğün konvoyunu kaçıran bir aracın şoförü ona düğün konvoydan olmadığını söylemişti. Çok sinirlenmişti bu duruma. Para almak umurunda değildi ama o yalan onun sinirini çok bozuyordu. Sonuçta o, bu yaptığı işi bir meslek olarak görüyor, yıllardır burada ve bir dürüstlük içerisinde parasını kazanıyordu. 
    İşte bir konvoy daha geliyordu. Karşıdan, ip gibi sıralı dizilmiş arabalı bir konvoy. Nikah salonuna yaklaşırken, önlerine para almak için birinin atlayacağından çekindikleri için kornaya basmayı kesiyorlardı. Sanki onların düğün konvoyundan olduğu bu şekilde anlaşılmayacaktı. İşinin başında avını bekleyen bir yırtıcı gibi doğru arabayı bulup bahşişini almak için yerinde bekliyordu. Ne bahşişin sonu gelecekti ne de bu düğün konvoylarının…