Yeliz Çağlar yazdı
Bir zamanlar köyden, kasabadan ve şehirden alışverişe gelen insanlarla canlanan kapalı çarşı, şimdi yalnızca boş dükkanların ve paslanmış vitrinlerin gölgesini taşıyor. Dar pasajlar boyunca yükselen tıklım tıklım kalabalıklar, yerini adımların bile nazikçe yankılandığı bir sessizliğe bıraktı. Zemini kaplayan eski mermer döşemeler, aylardır bakımsız kalan yüzeylerinde zift ve tozu barındırıyor. Çarşının kalbi sayılan ortadaki eski havuz boş ve rengârenk fayanslar soluk bir mavi tonuna bürünmüş; kenarında unutulmuş bir paspas ve yanına konmuş bir çöp kutusu, zamanın tanığı oluyor.
Dükkan kapılarının arkalarında asılı kalan kilitler, bir dönemin hareketli ticaret hayatını hatırlatıyor. Tezgâhlar boş, raflar tozluyken vitrin camları kir ve çiziklerle kaplı. Klima ve elektrik tesisatından sarkan bakımsız kablolar, bazen çatıdan damlayan yağmur sularıyla birleşip zemini çamura çeviriyor. Bir zamanların ürün tezgâhları, şimdi uzun süre görmediği müşterilerini hayal ediyor.
Terk edilmişlik görüntüsüne rağmen bu mekân, geçmişin toplumsal hafızasında hala canlı kalmayı başarıyor. Kapalı çarşıların kültürel miras değeri, sokak kültürünün ve ticaret hayatının özgün bir parçası olarak korunmayı hak ediyor. Yerel yönetimler ve esnaf iş birliğiyle yapılacak restorasyon projeleri, çarşıya yeniden hayat verebilir. Restorasyon sürecinde; tarihi dokunun korunması, altyapı iyileştirmeleri, kültürel etkinlik alanları ve yerel sanatçıların atölyelerinin çarşıya kazandırılması gibi adımlar atmak, hem ziyaretçi ilgisini artıracak hem de unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel mirası yaşatacaktır.
Çarşının taş duvarlarında hâlâ geçmişin anıları konuşuyor. Gerçek bir sahiplenme ve özenle, o eski canlı günlerine dönmesi mümkün. Sadece zamanın değil, aynı zamanda toplumsal duyarlılığın da bu mekâna yenilikle dolu bir nefes üflemesi gerekiyor.