Öncelikle İran’ı tebrik etmemiz gerek. Dünyayı babaların çiftliği gibi yöneteceklerini zanneden İSRAİL-ABD şer ortaklığına umulmadık bir şekilde direndiler, direniyorlar.

Üç günde biter dedikleri İran direnişin destanını yazıyor. Ve aynı zamanda psikolojik üstünlük de ellerinde. Tamam liderleri öldürülüyor ama İsrail ve ABD liderlerinin durumu ölümden beter. İran liderleri şehit olarak addedilip kalplere gömülürken İsrail ve ABD liderleri halklarının gözünden düşerek zilletin en ağırını yaşıyorlar.

Netenyahu’nun zaten İsrail halkı nezdinde bir karşılığı yoktu. Herkes yolsuzluklarını, hırsızlıklarını ve pisliğini örtmek için savaşlar çıkardığı konusunda hemfikir. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump da bunu biliyor ki İsrail Cumhurbaşkanı Herzog'a gönderdiği mektupla, yolsuzluktan yargılanan Netanyahu'nun affını istedi.

Çok sevdiği için değil bence ‘bu şerefsizi durdurmanın başka yolu yok, ben de Epstein dosyası baskısıyla bunun peşinden sürükleniyorum, artık canıma yetti’ demek istiyor.

Öyle ‘kim, kimin kuyruğuna takıldı’ diye uzun boylu tartışmanın anlamı yok. Trump’ın Netanyahu’nun etkisine girdiği çok açık.

Savaş öncesi yapılan konuşmalara hatta yapılan müzakerelere dair yorumlara bakın, Trump hep itidalli konuşuyor. Ama nihayetinde saldırgan kuduz köpek Netanyahu’nun dediği oluyor.

ABD kamuoyu, askeri ve siyasi yetkililer de bunun farkında.

Nitekim, Trump'ın göreve getirdiği Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent; "İran, ülkemize yönelik yakın ve kaçınılmaz bir tehdit oluşturmuyordu; bu nedenle bu savaşın İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısıyla başlatıldığı açıktır" diyerek restini çekti ve görevinden ayrıldı.

İstifa mektubunun her satırı etkili ve önemli…

Devam eden savaşı vicdanen destekleyemem, diyor.

İran'a saldırının 'Amerikan halkına hiçbir fayda sağlamadığını, fakat sayısız Amerikalının hayatına mal olduğunu' vurguluyor.

Trump’ı ‘İran'a saldırıyı İsrail için başlatmakla suçluyor.

İran’ın ABD için “yakın ve kaçınılmaz bir tehdit oluşturmadığını” savunup, buna rağmen başlatılan savaşın İsrail ve “İsrail’in güçlü Amerikan lobisinin baskısı” sonucunda ortaya çıktığını ifade ediyor.

Orta Doğu’daki savaşların ABD’yi bir “tuzağa düşürdüğünü”, ülkenin hem insan kaynağını hem de ekonomik gücünü tükettiğini dile getiriyor.

Kent mektubunda ayrıca, İsrailli yetkililer ve Amerikan medyasının bir bölümünü “dezenformasyon kampanyası yürütmekle” suçlayarak, benzer söylemlerin geçmişte Irak Savaşı sırasında da kullanıldığını belirtiyor.

O dönemde hızlı zafer vaatlerinin gerçeği yansıtmadığını ve aynı hatanın tekrar edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

İstifa mektubunun sonunda Trump’a doğrudan seslenip, İran’da yürütülen politikaların yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

Kent, bir savaş kahramanı ve ABD kamuoyunun gözdesi…

Dolayısıyla sözleri etkili ve halkta karşılığı var.

"Amerikan halkına faydası olmayan savaşta sayısız Amerikalı ölüyor" sözleriyle adeta ABD halkının duygularına tercüman olmuş.

Siyasi yetkililer de Kent ile aynı fikirde…

ABD Kongresi'nin önemli isimleri, Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonunu sınırlamak için bir “savaş yetkileri” tasarısının oylanmasını istiyorlar. Trump’ı Kongre’den resmi onay almadan askeri harekât başlatmak ve yetkisini aşmakla suçluyorlar.

Peki, ABD halkı ne diyor?

Anketlere göre Amerikan halkının çoğunluğu bu askeri müdahaleye karşı…

Üç yeni kamuoyu araştırmasına göre Amerikan halkının büyük bir kısmı askeri operasyonlara destek vermiyor. Oran yüzde 60…

Mesela Reuters/Ipsos anketine katılanların yüzde 56'sı, Başkan Donald Trump’ın askeri güç kullanma konusunda "fazla hevesli" olduğunu düşünüyor.

Bu çok mu önemli derseniz. Evet, önemli. Çünkü Amerikan yönetimleri her zaman siyasi hedefleriyle halkın talepleri arasında bir denge kurmak zorunda…

Dolayısıyla Trump’ın tek rakibi İran değil, bizzat halkı.

Ve görünen o ki İran halkı her şeye rağmen liderlerinin etrafında kenetlenirken, Trump aradığı halk desteğine bir türlü ulaşamıyor.