Şunu açık söyleyeyim: Bu ülkede deprem gerçeği varken, birilerinin çıkıp “şu tarihte, şu hatta deprem olacak” diye ahkâm kesmesi düpedüz sorumsuzluk. Bilim insanı değilsin, elinde veri yok, model yok, ölçüm yok… Ama çıkıp kesin konuşuyorsun. Bu, bilgi vermek değil; insanları bile isteye korkuya sürüklemek. Hele ki Bolu–Sakarya hattı gibi hassas bir bölgeyi işaret edip tarih vermek, işin dozunu kaçırmak değil, doğrudan panik üretmektir.

Deprem, “ben 4 Nisan’da geliyorum” diye randevu vermez. Bugün AFAD’ın da, dünyanın saygın bilim kuruluşlarının da söylediği şey net: Depremin günü, saati bu şekilde kesin olarak öngörülemez. Ama buna rağmen sosyal medyada birileri çıkıp kehanet dağıtıyor. Peki neye dayanarak? “Hissettim”, “rüyamda gördüm”, “içime doğdu”... Kusura bakmayın ama bu kafayla yapılan şey uyarı değil, düpedüz bilgi kirliliği.

Daha da kötüsü tedirgin olan insanlara bunu satmak. Evinde çocuğuyla oturan, gece uyurken bile tedirgin olan insanlara… Her sallanan avizede yüreği ağzına gelen insanlara… Sen çıkıp bir de üstüne tarih veriyorsun. Bu, bilinç değil; bu, korku üzerinden prim yapmaktır. Adı da nettir: sorumsuzluk. Eğer gerçekten bir şey biliyorsan, bilimsel bir dayanağın varsa çıkarsın, verini ortaya koyarsın, ilgili kurumlara bildirirsin. Ama “isim vermem, kaynak söylemem, ama kesin olacak” diyorsan kusura bakma, bu ciddiye alınacak bir şey değil. Bu, kahve muhabbetinin bir tık ötesi. Bilim başka, dedikodu başka. Uyarı başka, korku yaymak başka. Deprem gerçeğini ciddiye almak gerekiyor ama her duyduğuna inanmak değil.