Halkı arkasına almayan, haliyle iç cepheyi oluşturamayan bütün diktatoryal rejimlerin sonu Irak, Libya, Suriye ve şimdi de İran gibi olmaktır.
Görüyorsunuz işte, yarın emperyalistler kapınıza dayandığında ya da emperyalistlerin köpeği size saldırdığında ne halktan ne de medeni dünyadan destek alabiliyorsunuz.
Bakın Filistin ve Gazze konusunda İslam ülkeleri ve halklarından daha fazla tepki koyan medeni dünya ve halkları, İsrail’in İran’ı vurmasını neredeyse alkışlıyor.
Gerekçeleri ne? Baskıcı molla rejimi…
Bu aynı zamanda saldırgan köpeklerin ve o köpeklerin ipini tutan emperyalistlerin de gerekçesi.
Bu gerekçe ile saldırdıkları ülkelerin halklarını kendi saflarına çekiyor, yönetimden veya rejimden halk desteğini koparmak istiyorlar.
Bu konuda da ellerinde yeterince malzeme var maalesef…
Hatırlarsınız, İran’da sokak gösterileri yaygınlaştığında ABD Başkanı Donald Trump; "Başkanlık görevine geldiğimden beri sizin yanınızda durdum ve durmaya da devam edeceğim. Düzenlediğiniz gösterileri yakından takip ediyorum ve gösterdiğiniz mücadeleden feyz alıyorum" demişti.
Bugün de yine İran halkına, tek amacımız sizi kurtarmak pozları veriyor.
Netanyahu da sanki İsrail Başbakanı değil de sürgündeki bir siyasi lider ve kurtarıcı pozlarına bürünmüş, İran halkına “Her gün sizi köleleştiren bir rejim her geçen gün bölgemizi daha da karanlığa ve savaşın derinliklerine sürüklüyor. İranlıların büyük çoğunluğu rejimin kendilerini zerre umursamadığını biliyor. Eğer tam tersi olsaydı, Ortadoğu'da boşuna savaşlara milyarlarca dolar harcamazlardı. Hayatlarınızı daha da iyileştirmek için çalışırlardı. İran nihayet özgür olduğunda Yahudiler ve Persler nihayet barış içinde yaşayacak. İran daha önce hiç olmadığı kadar gelişecek. Küresel yatırım, devasa turizm. İran'da var olan muazzam kapasiteye dayalı parlak teknolojik yenilikler. Bu kulağa sonsuz yoksulluk, baskı ve savaştan daha iyi gelmiyor mu?
Küçük bir grup fanatik teokratın umutlarınızı ve hayallerinizi ezmesine izin vermeyin. Siz daha iyisini hak ediyorsunuz. Çocuklarınız daha iyisini hak ediyor. İran halkı bilmelidir ki İsrail sizin yanınızdadır” şeklinde kaleyi içten fethetmeye yönelik mesajlar veriyor.
Hadi canım kim inanır bunlara demeyin.
Kaddafi’nin kendi halkı tarafından dövülerek öldürülmesini, Saddam’ın heykelleri yıkılırken halkın tepkisini unuttunuz mu?
Şimdi o halkın en az bir kısmının işgalcileri desteklemediğinden emin misiniz?
İsrail saldırılarının en önemli silahı ne topu ne tüfeği, en önemli silahı güçlü istihbaratı. O istihbaratı sağlayan da halktan birileri ki nokta atışlarıyla en önemli askeri ve siyasi kişileri vuruyor, istesek şu an Hamaney’i öldürürüz diyorlar.
Ha, işgalcilere istihbarat desteği sadece halktan gelmiyor, önemli bir kısmı da göçmen ya da sığınmacılar. Açıkça söylemek gerekirse özellikle Afganlar…
Şimdi bu size ülkemizle ilgili bazı gelişmeleri hatırlatmıyor mu?
Bir pantolon, bir tişört, ayaklarında spor ayakkabılar, ellerinde sadece su şişesi ile akın akın sınırlarımızdan girip, ülkemizin her yanına yayılanları mesela…
Demek ki iki önemli sorunumuz var. Birisi sığınmacılar diğeri iç cepheyi sağlam tutamayışımız…
İktidar ortakları da bu biliyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan Meclis açılış konuşmasında, İsrail’in Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yerin Türkiye olacağını, fitne girişimleri karşısında 85 milyon olarak 'iç cephemizi' sağlam tutmaya gayret ettiklerini söylemişti.
Ortağı Bahçeli de iç cepheyi güçlendirmenin sadece PKK ile DEM’lenmekten geçtiği yanılgısıyla düğmeye basmış, bebek katilini önder mertebesine çıkarmıştı.
Sığınmacı tehlikesini es geçtiler yani, onlar ümmet çünkü ve onlara laf yok.
İç cepheyi güçlendirmeyi de yanlış anladılar, görüldüğü gibi ellerinden gelse bütün muhalefeti zindanlara tıkacaklar.
Oysa Atatürk hem iç cephenin önemini hem de Meclis’e bu noktada düşen görevi şöyle anlatmıştı; “Memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir... Meclis’in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkan ve ihtimal yoktur.”
Evet, başımızda bu iktidar zihniyeti varken, böyle bir imkan ve ihtimal yok mu sizce?