Demokratik ülkelerde, ülkeyi önetenlerin yanlış/doğru her türlü kararına iki yerden tepki gelir. Birincisi halk, ikincisi piyasaların tepkisi…

İktidarlar, halkın tepkisini bir şeklide bastırabilir, sokağı susturabilir ama piyasaların tepkisini öyle polisiye tedbirlerle, yasaklarla kontrol altına almak mümkün değildir.

Piyasalar, o ülkenin nasıl yönetildiğinin turnusol kağıdı ve en önemli göstergesidir.

Ekonomik belirsizliklerden, ekonomi yönetiminin tavırlarından, merkez bankasının kararlarından, siyasi belirsizlikten, diplomatik gerginliklerden, iç ve dış savaş ve kavgalardan etkilenir ve bunu hemen belli eder.

Haliyle son gelişmelerden sonra en çok merak edilen piyasaların nasıl bir tepki vereceğiydi.

Nitekim Ekrem İmamoğlu’nun göz altına alındığı haberiyle birlikte tepkiler gelmeye başladı.

Dolar 42 liraya kadar yükseldi.

Doları ekonomik tedbirlerle düşürmek yerine ancak piyasaya döviz pompalamakla düşüreceğini sanan veya öyle sananların emir eri pozisyonundaki Merkez Bankası, yaklaşık 20 milyar dolar satarak, yükselişi kontrol altına aldıysa da pek etkili olamadı, olamayacak.
Borsa bir anda yüzde 15 geriledi. Banka ve şirket bir bir çöktü.
Dövizi, döviz pompalayarak kontrol edebileceğini sanan iktidar, borsa düşüyor algısını kırmak için de Merkez Bankası kasasından alımlar yaptı.

Bu pansuman tedbirlerle ve algıyla yerli piyasayı bir nebze etkileyebilirsiniz ama ya yabancılar?

Yabancıları hamasi söylemlerle ikna etmek mümkün mü?

Öyle olmadığı ve Merkez Bankası’nın tahvil alımları da bir işe yaramadığı için, tahvil getirisini yani faizi yükseltmek zorunda kaldılar.

Oysa gözaltı kararından daha birkaç gün öncesine kadar tahvil piyasasında faizler düşüyor ve yabancı alımları artarak devam ediyordu.

Gösterge faizi olan 2 yıllık tahvil faizi 38’e kadar gerilemişti.

Olup bitenden sonra tahvilin faizi rekor artışla yüzde 50’yi geçti.

E ne olmuş ki veya bana ne diyenlere hatırlatalım; Tahvilde faizin her 1 artışı senin hayatından alınan paradır.

Bu faizi ödemek için daha çok çalışıp daha çok vergi ödeyeceksin, demektir.

Ekonomi yönetimi, siyasal iktidarın hukuki hatasını telafi etmek için, senden, yine sana hizmet için toplanan paraları saçıyor, daha ne olsun be kardeşim?

Bak iki yıllık emek, iki yıllık kemer sıkma, iki yıllık fedakarlığın çöp oldu, daha ne olsun?

İktidar havuz medyası marifetiyle seni/beni uyutabiliyor ama yabancılar, yabancı gazetelere itibar ediyor.

İktidarın narkozundan etkilenmedikleri için yabancıların en küçük bir dalgalanması senin ekonomini çökertiyor.

Keşke iktidar bir havuz medyası da yabancılar üzerinden oluşturabilseydi ama öyle olmuyor.

Nitekim Financial Times’ın “İmamoğlu’nun gözaltına alınması sonrası TL’de yaşanan sert değer kaybını durdurmak için Merkez Bankası, tarihte eşi görülmemiş bir müdahaleyle 12 milyar dolar sattı... Üç gün içinde piyasaya verilen toplam döviz desteği 26 milyar doları buldu… Acil toplanan Para Politikası Kurulu, gecelik faiz oranını da yüzde 46’ya çıkardı” haberi yabancıların piyasamızı dalgalandırmasına yetip artıyor.

Faiz sebep, enflasyon netice mi bilemem ama Financial Times neticeyi de Hatice’yi de ifade etmiş, anlayana;

“Hukukun üstünlüğüne yönelik endişelerin artması Mehmet Şimşek’in piyasa dostu politikalarını zora soktu ve yatırımcı güvenini sarstı… Bu durum Cumhurbaşkanı’nın 10 yıldır izlediği otoriterleşme yolunda daha da ileriye götürdüğüne dair korkuları artıracaktır.”

Ekonomi dünyası üzerinde büyük etkiye sahip Blooomberg de ekonomimizde yaşananları, ekonomik gerekçelere değil bizzat siyasi gelişmelere bağlamış;

“Siyasi tansiyonun yükselmesi Türk lirası ve borsa üzerinde sert baskı yarattı. Bu hafta içinde lira ve Borsa İstanbul’daki hisseler, dünya genelinde en fazla değer kaybeden yatırım araçları arasında yer aldı. Türk tahvillerinde de sert düşüşler yaşandı.”

Zaten bütün mesele de bu: Hukukun üstünlüğüne yönelik endişeler!

Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu benimseyen, bağımsız yargıyı kendine bağlı kılan her ülke, önce ekonomik sonra siyaseten batar.

Bedelini de faturasını da halk öder, halk.

Yani siz, biz, hepimiz…

Keşke sadece ‘soğan ekmek yerim ama reisimi yedirmem’ diyenlerin ödeyebileceği bir sistem olsa!