Her türlü haksızlığın ve hukuksuzluğun bir bedeli olmalı, değil mi?
Haliyle bu bedeli de haksızlığı ve hukuksuzluğu yapanlar ödemeli…
‘Ben bir haksızlık yaparsam bedelini ödetirler’ korkusu, her türlü kamu görevlisinin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmalı.
Demokles'in kılıcı deyimi, bir Yunan efsanesinden kaynaklanıyor ve günümüzde de büyük görev ve mesuliyetlerin aynı zamanda büyük tehlike ve sıkıntıları da beraberinde getireceğini vurgulamak amacıyla kullanılıyor.
Bizde de kullanılıyor kullanmasına da gereği yapılıyor mu? Hayır.
Bizde zaten siyasilerin özellikle iktidar mensubu siyasetçilerin yaptırımı çok ama sorumlulukları yok malumunuz.
Evet, yetkileri sınırsız ama sorumlulukları hiç yok.
Haliyle bedel ödemiyorlar.
Bir bedel ödenecekse de yani haksızlığa ve hukuksuzluğa maruz bırakılan bir vatandaş bu uygulamadan dolayı tazminat hakkı kazansa da bu tazminatı yani bedelini halk olarak biz ödüyoruz.
Dolayısıyla siyasi erkin, bürokratların, emniyet ve yargı mensuplarının bu kadar pervasız davranmalarının sebebi de bu.
Hatta ülkemizde siyasilere, bürokratlara, silahlı kuvvetlere kurulan kumpaslarda bu kadar rahat olunmasının sebebi de bu…
Günü geliyor onlar ‘pardon’ deyip ‘yanlış yapmışız, Allah bizi affetsin’ deyip işin içinden sıyrılıyorlar ama mağdurların tazminatlarını ödemek yine bize kalıyor.
Ders de almıyorlar, ki gerek görmüyorlar ki bugün de haksızlık, hukuksuzluk, yargısız infazlar gırla gidiyor malumunuz.
Peki ne olacak?
Birileri emniyet ve yargı bürokrasisi marifetiyle hıncını alacak, kendini tatmin edecek, rakiplerine göz dağı verecek ama bedelini yine biz ödeyeceğiz maalesef.
Biraz karıştırdım, soruşturması ve kovuşturması sürecinden kesinleşmiş hüküm verilinceye kadar ki süreç yani yakalama, gözaltına alma, tutuklama ve yargılanma sürecinde mağdur edilen onbinlerce insan var bu ülkede…
Haliyle bu hallerde Devlet ve erki mağdur ettiği kişiye tazminat ödemek zorunda…
Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 141. Maddesine göre; Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalamak, tutuklamak veya tutukluluğunun devamına karar vermek, suçtur.
Şahsı kanuni gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarmamak, kanuni hakları hatırlatılmamak veya hatırlatılan haklarından yararlandırmamak, suçtur.
Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamaları kendilerine yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hallerde sözle açıklamamak, suçtur.
Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirmemek, suçtur.
Hakkındaki arama kararını ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirmek, suçtur.
Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el koymak, suçtur.
Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılamamak, belirtiler süre içerisinde hakkında hüküm vermemek yani tutukluğu bir nevi infaza dönüştürmek suçtur.
Nitekim bütün bu uygulamalara maruz bırakınlar, bunca mobbingden sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlere tazminat hakkı doğar.
Peki kime dava açacaksınız?
Yasa; “Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir” diyor.
Devlet kim? Sen, ben, toplum…
Haksızlığa uğrayan kim? Yine sen, ben, toplum…
Ha, yasa da “Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hakimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder” diyor ama biraz arşiv karıştırdım, siyasi erkin emri gereği mağduriyete sebep olanlara, yaptıklarının bedelinin ödetildiğine dair bir bulguya rastlamadım.
Haliyle pamuk eller cebe beyler!
Daha sırada, son yaşanan hukuksuzlukların bedelini ödemek var!
Hukuksuzluğu onlar yapıyor bedelini biz ödüyoruz!
Erol Afşar
Bu içeriğe tepkiniz
Yorumlar
Park54 uygulamasına son verirsin mi?
Ankete Katıl