“Hizmet” denince akla yol, bina ve beton geliyor. Kaç kilometre asfalt döküldüğü, kaç katlı yapılar yükseldiği, kaç proje açıldığı anlatılıyor. Oysa bugün milletin gündemi bu değil. Vatandaşın derdi yeni bir yolun açılması değil, o yolda yürüyebilecek gücü ve cebinde harcayacak parası olup olmadığıdır.

Ekonomi büyürken, hayat küçülüyor. Market fiyatları artıyor, kiralar maaşları geçiyor, faturalar üst üste geliyor. Emekli evinden çıkamıyor, gençler sosyalleşmeyi değil hayatta kalmayı planlıyor. Bu tabloda yapılan her yeni yol, dikilen her yeni bina, vatandaşın günlük hayatına dokunmadığı sürece sadece görüntüden ibaret kalıyor.

Lüks caddeler, geniş yollar, ışıl ışıl kaldırımlar var ama o caddelerde dolaşacak alım gücü yok. İnsanlar vitrinlere bakıyor ama içeri giremiyor. Bir kahve içmek, dışarıda yemek yemek, çocuğuyla bir etkinliğe katılmak birçok aile için hesap işi haline gelmiş durumda. Bu şartlar altında “şehir gelişiyor” demek, gerçeği örtmekten başka bir anlam taşımıyor. Hizmet, betonla ölçülmez. Hizmet, insanın hayatını kolaylaştırmakla ölçülür. Maaşının ay sonunu getirmesiyle, pazar filesini doldurabilmesiyle, evine girerken “acaba bu ay neyi kısmalıyım” diye düşünmemesiyle ölçülür. Refah artmıyorsa, yaşam standardı yükselmiyorsa, yapılan yatırımlar milletin hayatında karşılık bulmuyordur.

Bugün esas ihtiyaç, yeni projeler değil; geçim sıkıntısına çözüm üretecek politikalar. İnsanlar yoldan değil, yoksulluktan şikâyet ediyor. Betondan değil, belirsizlikten yorulmuş durumda. Gençler geleceğini burada kurmakta zorlanıyor, emekliler geçmişte verdikleri emeğin karşılığını alamadığını düşünüyor. Gerçek hizmet, milleti yormamaktır. Gerçek kalkınma, rakamları değil insanı büyütmektir. Yol yapılabilir, bina yapılabilir ama refah yükselmiyorsa o hizmet eksiktir. Çünkü güçlü şehirler, önce geçinebilen insanlarla kurulur. Betonla değil.