Ah Sakarya’m; önce dağların rengi değişti, sonra göl kıyılarında rüzgârın sesi yumuşadı. Ardından insanların içine uzun zamandır unuttuğu bir duygu düştü: ‘Belki her şey yeniden başlayabilir’

İşte Hıdrellez tam da budur. Sadece bir mevsim değil; yorulan ruhun yeniden nefes almasıdır. Toprağın dirilişiyle birlikte insanın da içindeki küllerden doğma çabasıdır. Binlerce yıldır Anadolu’nun dört bir yanında yakılan ateşlerin, edilen duaların, tutulan dileklerin ortak adı.

Sakarya’mızda da turizm işletmecileri yazın gelmesiyle beraber artık ruhsat sorunlarının çözülmesini istiyorlar.

Devlet eliyle verilenin; devlet eliyle geri alınması, insanın devletine olan güvenini sarsar.

İnsanlar kaybettiği neşesini geri istiyor. Kimi de sadece geceleri başını yastığa koyduğunda içini acıtmayan bir hayat…

Çünkü modern dünyanın en büyük yoksulluğu artık parasızlık değil; huzursuzluk.

Bugün herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse ruhuna yetişemiyor. Kalabalıkların içinde yalnız kalan insanlar çoğaldı. Gülümseyen ama mutlu olmayan yüzler çoğaldı.

İşte bu yüzden hıdrellezin taşıdığı mana, belki de bugün her zamankinden daha kıymetli.

Sakarya’ya bakıyorum… Bu şehir aslında güneşin ne demek olduğunu bilen şehirlerden biri. Sabah sisinin Sapanca Gölü’nün üzerine usulce çöküşü, Karasu’dan esen rüzgarın insanın içine işleyişi, Taraklı’nın sessizliği, Akyazı’nın yeşili, Hendek’in dağları…

Hepsi insana aynı şeyi fısıldıyor: ‘Hayat hala güzel olabilir…’

Belki de bu yüzden Hıdrellez en çok bizim memlekete yakışıyor. Çünkü Sakarya, yorulan insanın biraz durup nefes alabildiği son şehirlerden biri hala.

Belki de insan bazen en çok kendini unuttuğu için yorulur.

Hani hep deriz ya; ah çocukluğum… Hayatın telaşı içerisindeki çocukluğundaki o saf sevinçleri, bir bahar akşamının huzurunu, sevdikleriyle edilen sade bir sohbetin kıymetini kaybediyor.

Oysa mutluluk dediğimiz olgu çoğu zaman çok uzakta değil; toprağın kokusunda saklı.

İnsan ne kadar kırılırsa kırılsın, içinde hala yeşerecek bir taraf mutlaka kalır. Yeter ki kalbimizi kinle değil umutla besleyelim…

Dünyayı güzelleştirecek olan şey; daha fazla güç değil, biraz daha vicdan ve biraz daha insanlık olacak.

Eskiden insanlar Hıdrellez gecesi gül ağacının altına dilek bırakırdı. Şimdi bakıyorum da insanların en büyük dileği biraz güven olmuş, biraz sadakat, biraz vicdan, biraz merhamet…

Oysa doğa bize her bahar aynı dersi veriyor: En sert kış bile sonsuza kadar sürmüyor.

Kuruyan dallar yeniden yeşeriyorsa, insanın kalbi de yeniden iyileşebilir. Yeter ki umut tamamen ölmesin.

Ve dilerim ki; insanlar birbirinin yarasını büyüten değil, birbirine nefes olan insanlar haline gelsin.

Çünkü bazen bir mevsim değişmez sadece… İnsan da değişir.

Bir dua, bir rüzgar, bir bahar akşamı insanın bütün ömrünü yeniden filizlendirebilir.

Ve inanıyorum ki;

Sakarya’nın yeşili nasıl her yıl yeniden can buluyorsa, bu memleketin güzel insanlarının yüreğinde de bir gün yeniden umut çiçek açacak.