Başlık Cumhuriyet Gazetesi’nden, yazı içeriği de yine Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu’nun, Onlar TV’de yayınlanan programından…
Boş işlerden kasıt, Bosch’un “Tam bi' anne hikayesi” başlığıyla, anneler günü için hazırlattığı reklam üzerinde kopartılan fırtına ve ardından bardak boşanırcasına yağan hamaset yağmuru…
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, malumunuz çok kızdı.
Yayından kaldırıldığı halde, asli görevi ve memleketin en önemli sorunu buymuş gibi davrandı, davranıyor.
Hal böyle olunca da Barış Terkoğlu da aile bakanına gerçek görevini anlatmak ve Türkiye gerçeği fotoğrafını paylaşmak zorunda kaldı.
Barış, sözleri boğazına düğümlenerek anlatırken, ben göz yaşlarımı tutamadım.
Malumunuz, Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi A.Ş. hakkında, üç yaşındaki çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla dava açıldı.
Çocuğun annesi de bizzat bu herif tarafından istismar edilmiş ve evlenmek zorunda bırakılmıştı.
Adalete güvenen ve şimdi hayatta olmayan anne ve kızı, acı gerçekle mahkeme salonunda karşılaştılar.
Nitekim intiharlarının sebebi de muhtemelen karşılaştıkları bu durumun kendilerinde yarattığı travma ve umutsuzluk olsa gerek.
Nitekim annenin, ilk duruşma sonrası ‘5 Mayıs'ta yapılacak olan duruşmaya kadar hayatta kalacağımı zannetmiyorum' demesi ve “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” şeklindeki son sözleri, bunun basit bir intihar olmadığının, çaresiz bırakılarak intihara zorlandıklarının itirafı gibi…
Aynı zamanda bu şüpheli ölümün intihar olmadığı, olayı kapatmak için ortadan kaldırılıp intihar süsü verildiği de göz ardı edilmemeli.
Zavallı anne ve kızının, adalet arayışlarındaki hayal kırıklığına gelince; taciz kurbanı kızcağızın, heyet önünde ifade vermeye zorlanmasıdır.
İfadesi pedagog eşliğinde ayrı bir yerde alınması gereken ki alınan kızcağızın, inatla duruşma çıkarılması ve çok sayıda erkeğin içinde yaşadıklarını anlatmak zorunda bırakılmasıdır.
Barış’ın ifadesiyle ‘ ifadesi yasal ve tük prosedürlere uygun bir şekilde alınmışken, mahkeme başkanının, illa ben kendi ağzından duyacağım, jestlerine mimiklerine bakıp doğru söyleyip söylemediğine ikna olacağım’ tavrı insanlıkla ve hukukla bağdaşmıyor.
Hakim, pedagog değil. Olmak zorunda da değil. Nitekim bu durumlar için ‘bilirkişi’ denilen bir sistem vardır.
O bilirkişinin yani buradaki uzmanın ifadesi ve yorumu hukuken de geçerlidir.
Ama burada hakim, belki de çok bilmişlik taslayacağım derken, anne-kızın bunalıma girmesine ve çaresizliği hissetmelerine sebep olmuş olabilir.
Dolayısıyla annenin dediği gibi ‘başıma bir şey gelirse intihar demeyin’ sözleri artık daha anlamlı ve anlaşılırdır.
Zavallı kızın çizdiği ve Barış Terkoğlu’nun tüm Türkiye’nin gözüne soktuğu resmi mutlaka bulun ve inceleyin.
Evet, insanlık ve hukuk dışı ifadesi alınan, yerin dibine sokulan, kendisine onca insan içinde ‘baban sana dokundu mu, nerene dokundu, nasıl dokundu’ gibi sorular sorularak rencide edilen kızcağız, yaşadıklarını resmetmiş
Resme bakıyorsunuz, bir mahkeme salonu.
Anne kız ayrı parmaklıklar arkasında.
Anne de kız da ağlıyor.
Sadece onlar değil, güneş bile iki gözü iki çeşme ağlıyor.
Resimde kalp var ama kırık.
Çiçeklerse boyunlarını bükmüş…
Hani demiş ya Şair Nazım; Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?
Kızcağız acının, mağduriyetin adeta resmini çizmiş. Bununla kalmamış romanını yazmış.
Boş işlerle uğraşan aile bakanı, bu resmi çerçeveletip makamına assın.
Reklamla ilgili dava hazırlığında olan adalet bakanı da öyle…
Hatta bu resim bütün mahkemelerde ‘adalet mülkün temelidir’ yazısının yerine asılsın.