Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nın seçimleri yaklaşıyor. Uzun zamandır sessizce takip ettiğim bu süreci bugüne kadar kaleme almayı özellikle tercih etmedim. Çünkü ben, kişilerin değil ilkelerin peşinden yazmayı seven biriyim. Ancak son günlerde yaşanan hareketlilik, kulislerde konuşulanlar, açıklamalar, aday tanıtımları ve giderek yükselen seçim atmosferi, bu konuda birkaç söz söylemeyi gerekli kıldı.
SATSO, herhangi bir meslek kuruluşu değildir. O kapıdan içeri giren herkes bilir ki orası yalnızca bir oda değil; Sakarya ekonomisinin hafızası, üretimin nabzı, ticaretin vicdanıdır. Orada alınan kararlar sadece üyeleri değil, dolaylı olarak binlerce çalışanı, aileyi ve şehrin ekonomik geleceğini etkiler.
İşte tam da bu yüzden insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba bu yarış gerçekten Sakarya için mi?
Yoksa sadece bir unvan, bir makam ya da bir kartvizit mücadelesine mi dönüştü?
Yerel basına yansıyan haberler gösteriyor ki komitelerde yoğun bir rekabet yaşanıyor. Adaylar sahada, listeler hazırlanıyor, görüşmeler sürüyor. Bu tablo, demokratik bir yarış adına elbette kıymetlidir. Rekabet gelişimin önünü açar. Fakat rekabetin ahlakını kaybettiği yerde kazanan kim olursa olsun, kaybeden şehir olur.
Bugün SATSO Meclisi’ne seçilecek insanlar, yalnızca toplantılara katılan isimler olmayacak. Onlar, kendi sektörlerinin sesi olacaklar. Sanayicinin enerji maliyetini, ihracatçının önündeki engelleri, üreticinin finansmana erişimini, küçük esnafın ayakta kalma mücadelesini, turizmcinin beklentilerini ve girişimcinin umutlarını dile getirecekler.
Kürsüye çıktıklarında konuşacakları şey kendi şirketleri değil, temsil ettikleri sektör olmalıdır.
Çünkü temsil etmek; alkış almak değil, yük almaktır.
Bugün dünya ekonomisi büyük bir dönüşümden geçiyor. Dijitalleşme, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve küresel rekabet artık seçenek değil, zorunluluk hâline geldi. Sakarya gibi üretim gücü yüksek bir şehir, bu değişimin gerisinde kalmayı göze alamaz.
İşte SATSO’nun asıl sorumluluğu tam da burada başlıyor.
Yeni yatırımların önünü açacak fikirler üretmek…
Genç girişimcilere cesaret vermek…
İhracat yapan firmaların rekabet gücünü artırmak…
Meslek liseleriyle sanayi arasındaki bağı güçlendirmek…
Turizmi yalnızca konuşmak değil, stratejik bir sektör olarak büyütmek…
Şehrin ortak aklını bir araya getirebilmek…
Bunlar yapılmadığında seçim kazanılmış olsa bile gelecek kaybedilmiş olur.
Bir makamın gerçek ağırlığı, üzerinde oturan koltuğun büyüklüğüyle değil; omuzlarına yüklediği sorumlulukla ölçülür.
Ne yazık ki zaman zaman makamların hizmet etmek için değil, görünmek için tercih edildiği dönemlere de şahit oluyoruz. Oysa tarih, koltukta oturanları değil; o koltuğa değer katanları hatırlar.
Bu yüzden SATSO seçimlerini yalnızca isimlerin yarışı olarak görmüyorum.
Ben bu seçimi, vizyon ile alışkanlıkların, üretim ile popülizmin, ortak akıl ile kişisel hesapların, şehir sevgisi ile bireysel menfaatlerin sınandığı önemli bir dönemeç olarak görüyorum.
Unutulmamalıdır ki;
Bir şehri güçlü yapan; birbirine güvenen üreticisi, birbirini destekleyen esnafı, cesur yatırımcısı ve ortak hedeflerde buluşabilen kurumlarıdır.
Sakarya’nın buna ihtiyacı var.
Bugün seçilecek her meclis üyesi, aslında yalnızca bir komiteyi değil; çocuklarımızın yarın yaşayacağı ekonomik iklimi de şekillendirecek.
İşte bu yüzden oy kullanacak her üyenin, sadece dostluğa, akrabalığa ya da yakınlığa göre değil; bilgiye, liyakate, çalışkanlığa ve vizyona göre karar vermesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü ehliyetin yerini sadakat aldığında kurumlar zayıflar. Liyakatin yerini yakınlık aldığında şehirler kaybeder. Ve vicdanın sustuğu yerde hiçbir seçim gerçek anlamda kazanılmış sayılmaz.
Benim hiçbir adayla kişisel bir hesabım yok.
Kimsenin kazanması ya da kaybetmesi üzerinden de bir beklentim bulunmuyor.
Tek arzum; o meclise girecek insanların, kapısından içeri adım attıkları andan itibaren “Ben artık sadece kendimi değil, Sakarya’yı temsil ediyorum.” diyebilmesidir.
Çünkü şehirler, kendileri için konuşan insanlarla değil; kendileri için çalışan insanlarla büyür.
Sandık bir gün kurulur, oylar sayılır, mazbatalar alınır. Alkışlar diner. Seçim afişleri sökülür. Kulisler unutulur. Fakat geriye tek bir soru kalır:
Bu şehre gerçekten ne bıraktınız?
İşte yıllar sonra hatırlanacak olan da bu sorunun cevabı olacaktır.
Ve temennim odur ki…
Bu yarışın sonunda yalnızca bir liste değil, yalnızca bir başkan değil;
Sağduyu kazansın…
Liyakat kazansın…
Üretim kazansın…
Ve en önemlisi, Sakarya kazansın.