Erdoğan, sık sık kurmaylarını uyarır malumunuz; “Bugünün gençleri nereden nereye geldiğimizi bilmez. Kapı kapı dolaşarak, eski Türkiye'yi anlatın!”

İktidar mensuplarının hele ki bu günlerde bırakın kapı kapı dolaşmayı, sokağa, çarşıya, pazara çıkacak yüzleri pek yok. Dolayısıyla arkadaşlara destek olalım, eski Türkiye’yi anlatalım, bugün ile kıyaslayalım.

Mevzu gündeme uysun, çalışan ve emekli maaşları olsun.

Gençler siz bilmezsiniz! Eski Türkiye’de bir emekli, ikramiyesi ile en azından başını sokabileceği bir ev ve ayaklarını yerden kesebilecek bir araba alabiliyordu.

Günümüz emeklileri o ikramiye ile bugün o evin içini bile döşeyemiyorlar. O arabanın lastiklerini bile alamıyorlar.

Gençler siz bilmezsiniz! Eski Türkiye’de ortalama memur maaşları bırakın açlık sınırını, yoksulluk sınırının bile üzerindeydi.

Şimdi tabloya bakıyorum da yoksulluk sınırı 100 bin liraya dayanmış ve sadece Prof. Maaşları yoksulluk sınırının bir tık üzerinde.

Artık doktor, öğretmen, mimar, mühendis, müdür maaşları yoksulluk sınırının altında…

Gençler siz bilmezsiniz! Eski Türkiye’de en düşük emekli maaşı asgari ücretin bir buçuk, iki katıydı.

Yeni Türkiye’de en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 70’ine geriledi.

Yani bugün asgari ücret 28 bin 150 TL olduğuna göre emekli maaşları ortalama 70 bin TL olmalıydı.

Peki, asgari ücret çok mu düşüktü de emekli maaşı kat be kat fazlaydı? Hayır…

Asgari ücret genellikle açlık sınırının üzerindeydi.

Kıyasla aktarayım: Asgari ücretle 2003'te 7,5 çeyrek altın alınıyordu gençler!

Şu an çeyrek atın 10 bin 250 TL, asgari ücret 28 bin 150 TL. Yani artık asgari ücret ancak 2 buçuk çeyrek altın ediyor. Yani asgari ücretlinin maaşından 5 tane çeyrek altın iç edilmiş.

Peki çalışan ve emekli maaşlarındaki bu erimenin sebebi ne? Elbette ki iktidarın sosyal ve ekonomik politikaları…

“Benim işçim, benim emeklim, benim asgari ücretlim, elektriğini, suyunu, kirasını, çocuğunun okul masraflarını nasıl karşılayacak” diyerek iktidara gelenlerin ekonomik ve sosyal politikalarının sonuçları…

Bakın gençler! 2008’e kadar şöyle bir yasa vardı; “Emeklilik maaşı en az asgari ücretin yüzde 110’u kadardır.”

İktidar bunu değiştirdi, ikramiye ve maaş bağlama oranlarını düşürdü. Çok emek ez ücret uygulamasına geçildi.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında en düşük emekli maaşı 226 TL, çeyrek altın 32 TL’ydi. Yani en düşük emekli maaşı ile 7 çeyrek altın alınabiliyordu. Yani en düşük emekli maaşı 7 çeyrek altın yapıyordu.

2026 yılı yani bugün en düşük emekli maaşı 18 bin 938 TL… 2 çeyrek altın etmiyor.

Gençler bilmez! Eski Türkiye’de emekliler başı dik alnı açık geçebiliyor, hatta sıkı durun torunlarına harçlık bile verebiliyorlardı. Yeni Türkiye’de emekliler çay ısmarlamak zorunda kalırım diye kahveye bile çıkamıyorlar.

Emeklileri çok düşünen kutsal iktidarımız 2024’ü Emekliler yılı ilan etti, malumuz. Ama uygulama biçimiyle “Emeklilerle Dalga Geçme Yılı” gibiydi sanki…

Cumhurbaşkanımız “Amacımız bu vesileyle emeklilerimizin hayat kalitesini artıracak, yeni hizmetleri devreye almaktır” demiş, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtlar, akademik yılın tamamlanmasından sonra temmuz ayında 1 aylığına emeklilere açılacak” demişti.

Haliyle, yokluk içinde yoksulluk mücadelesi yapıp hayatta kalmaya çalışan, ömrünün son demlerini ucuz ekmek kuyruklarında geçiren, torunlarına bir harçlık verememenin hüznüyle kahrolan emekliler, bunu bir müjde değil dalga geçmek olarak algıladılar. Zaten başka bir açıklaması da yoktu.

Emeklilerin tüm illerde yer alan kamuya ait misafirhane, öğretmenevi, sosyal tesis ve konukevlerinden kamu görevlileri gibi yüzde 15 indirimli faydalanacaklarına dair müjde de yine bu kapsamda değerlendirildi.

En komik olanı da Türk Hava Yollarının 65 yaş ve üzeri emeklilerin yurt içi seyahatlerinde yüzde 25 indirim kıyağı yapmasıydı.

Komiklik yarışına Ziraat Bankası da katıldı. Çok büyük bir kıyak yaptı emeklilere; “Size özel yüzde 25 indirimli kiralık kasa hizmeti için şubelerimize başvurabilirsiniz” dedi.

Yediği önünde yemediği ardında emekliler, parayı ve birikimlerini nereye koyacaklarını bilemiyordu.

Neyse ki Ziraat Bankası emeklilerin bu en büyük sorununu da çözdü!

Yani gençler, siz bilmezsiniz ama eski Türkiye’de en azından emeklilerle dalga geçilmezdi…