Siyasetin, özellikle de despot siyasetçinin, kendini sürekli tahkim ve tabanını konsolide (birleştirme, diri tutma) etmek zorunda olduğunu biliyoruz. Tahkim ve konsolide etmenin yolu da rekabet, hatta düşmanlık seviyesinde bir rekabet üreterek karşı tarafı düşmanlaştırmaktan geçiyor.

Bunun içinde varlığını sürdürmek isteyen despot siyasetçiler, gerekirse kendi düşmanlarını dahi üretiyor.

İşte bu tiplerin en önemli silahı fitnedir.

Fitne nedir? Sözlük anlamı; toplumu, milleti, insanları birbirine düşürmek, geçimsizlik yaratmak, kişilerin arasını açmak, ortalığı karıştırmak, ara bozmak vesaire…

Peki, bir sosyal sorun olur da mübarek dinimiz buna cevaz verir mi? Haşa…

Nitekim dinimizde insanları birbirine düşürecek, aralarını bozacak davranışta bulunmak, sözler sarf etmek, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak gibi eylemler yani ‘fitne’ çıkarmak yasaklamıştır.

Bu konuda bir hadis ve birkaç ayet aktarayım;

Hz. Muhammet; Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karışmayın!

Bakara/27; Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.

Bakara/217; Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.

Ali İmran/7; Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için, ayetleri kendilerine göre yorumlar.

Nisa/91; Onlar, fitne çıkarmak için can atarlar.

Fitne nasıl yapılır? Mesela moda tabiriyle dezenformasyon yani yanlış bilgi yaymak (örneğin montaj videolarla rakibine iftira atmak) ya da elinde imkan olduğu ve sorumlu bulunduğu halde bile dezenformasyonu engellememek, yanlış/kirli bilginin önünü almamak ve/veya kamuoyunu, halkı, toplumu o malum konuda aydınlatmamak…

Nitekim nur topu misali bir fitnemiz daha oldu…

Şu süper kupa meselesini kast ediyorum.

Bakın toplum birbirine girmiş, insanlar birbirine düşmüş, kafalar karışmış, toplum ayrışmış bir şekilde yeni yıla girdik.

Bu bir fitne, bu bir rahatsızlık, bu bir toplumsal ayrışma ve haliyle bölünüp parçalanma…

Peki önlemenin yolu, reçetesi ne? Dezenformasyon yani bilgi kirliliğini önlemek, topluma doğruları anlatmak, halkı aydınlatmak…

Bu konuda çok mahir(!) olan hükümet ortağı, biri dünya lideri olan iki genel başkanı dinledik önceki gün. Yaklaşık iki gün sonra ve birbirleri ardından konuştular.

Dünya lideri olan şöyle buyurdu; “Sporun gündelik siyasetin mezesi haline getirilmesi yanlıştır, hatalıdır, sporumuza faydası yoktur. Muhalefet partilerinin yaptığı açıklamaları istismar siyasetinin yeni hareketleri olarak görüyoruz. Gazi Mustafa Kemal bu ülkenin banisidir.

Daha düne kadar 'Siz Atatürk'ün askeri değil itlerisiniz' diyenlerle el ele kol kola yürüyenlerin bizim nezdimizde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Türkiye'nin ve Türk milletinin onurunu, haysiyetini, şerefini nasıl savunduğumuzu CHP bilmese de tüm dünya çok iyi biliyor. Ülkemizin itibarını nasıl koruduğumuzu muhalefet bilmese tüm insanlık biliyor. CHP ve şürekası ders vermeyi bırakıp, şayet samimi iseler bölücü örgütün uzantısı ittifak noktalarından uzak dursunlar.”

Ve Bahçelinin değerlendirmesi de şöyle; “Aziz Atatürk Türk milletine ve Türk tarihine mal olmuş yüksek bir şahsiyettir. Onun adı ve anıları üzerinden kamplaşma üretmeye gayret edenler 2024 yılında da hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Hayatın her alanına provokasyon yatırımı yapan, milli ve manevi hassasiyetlerimizi kanatmak pahasına kaşıyan, bilhassa Türk sporunu kirli amaç ve arzularına alet etmek için sürekli faal halde bulunan kim ya da kimler varsa, bu kapsamda hangi çevreler hamle üstüne hamle peşinde koşuyorsa, bilinmesini özellikle isterim ki, alayının karşısında sapasağlam durmaya 2024 yılında da azimle devam edeceğiz.”

Şimdi bu iki açıklama; Fitne ateşini söndürüyor mu? Hayır. Bölünmenin, kamplaşmanın, ayrışmanın önüne geçiyor mu? Hayır. Dezenformasyon yani bilgi kirliliğine karşı bir açıklama, kamuoyunu doğru bilgilendirme, halkı aydınlatmaya matuf mu? Hayır. Yaşanan skandala karşılık bir düzeltme, bir vaat var mı? Hayır. Dünyaya rezil oluşumuzun hesabının sorulacağına, sorumluların cezalandırılacağına dair bir umut veriyor mu? Hayır.

Peki, tartışılan protokolü kamuoyu ile paylaşıp halkı aydınlatmak bu kadar zor mu? Hayır…

E o zaman birileri fitne ateşini yakıyor ve birileri fitneden besleniyor diye düşünebilir miyiz? Bence evet…