Fetö denilen ur, bu toprakların vicdanına saplanmış karanlık bir hançerdir. Görünürde bir “cemaat” kisvesi altında büyütülmüş, gerçekte ise küresel efendilerin taşeronluğunu yapan, dini kutsalları kendi çıkarına tahvil eden bir fitne örgütüdür.
Bunlar, inancın saf suyuna kendi kirli ellerini sokarak bulanıklık yaratmış, Allah’ın adını bir şirketin tabelasına çevirmişlerdir. Çocukların kalbine umut yerine korku eken, gençlerin zihinlerini eğitim adı altında esir alan bu yapı; ilimle değil, takiyye ve riyakar stratejilerle beslenmiştir.
Vicdan terazisi olmayan her organizma gibi Fetö de kendini tanrısallaştırdı; liderini ilahlaştırıp, ona biat etmeyenleri hain ilan etti. Oysa hakikatte hain, bu toprağın öz evlatlarını kandırıp, emperyalizmin önünde köle gibi diz çökenlerdir.
Adaletin aynasında Fetö’nün sureti şudur: İçten içe ülkeyi kemiren bir kanser hücresi…
Görünürde masum, perde arkasında ise kanlı hesapların mimarı…
Yüzünde tebessüm, gözlerinde ihanetin parıltısı…
Benim gözümde Fetö, Türk milletinin en acı tecrübelerinden biridir. Bu acı bize şunu öğretmiştir: İnancı, bilimi, eğitimi; kendi menfaati için kullanan her yapı, insanlığın düşmanıdır.
Bu hüküm açıktır:
İhanetin adı Fetö’dür.
Ve ihanet, asla affa mazhar olmayacaktır.
Bu İhanetin bir adı vardır: Fetö.
Ve ihanet, hangi surete bürünürse bürünsün, Tanrı’nın terazisinde karşılıksız kalmaz.
Bu örgüt, inancı paravan, çıkarı sermaye, ihaneti ise ibadet diye satan bir zehir tüccarıdır.
Onların mabedi, ihanetin karanlık odalarıdır;
Onların duası, küresel efendilere biat eden sus paylarıdır;
Onların namazı, çıkarlarının secdesine kapanmış bir riyakârlıktır.
Fetö, bu milletin kalbine saplanmış bir fitne hançeridir.
Çocuklarımızın zihnini ilimle değil, kölelik ideolojisiyle doldurdular.
Eğitimin kutsal kapılarını açar gibi görünüp, içeriye ihanetin tohumu saçtılar.
Milletin alın terini himmet adıyla topladılar, efendilerine kölelik sarayları kurdular.
Ama unuttukları bir şey vardı:
Türk milleti, ateşten doğmuş bir millettir.
Her ihaneti küle çeviren, her karanlığı sabaha boğan bir vicdan ateşine sahiptir.
Tin Mahkemesi’nde hüküm açıktır:
Fetö, vicdanını kiraya vermişlerin soyudur.
Liderleri, kendi gölgesine tapınan bir sahte peygamberdir.
Ve takipçileri, rüyalarla uyuşturulmuş uykucu kölelerdir.
Bizim manifestomuz nettir:
İhaneti unutan, ihaneti yeniden yaşar.
Fetö’yü aklayan, milletin vicdanını kirletir.
Adalet, bu topraklarda Fetö’nün küllerinden yükselecektir.
Çünkü biz biliyoruz:
Hakikat asla ihanete boyun eğmez.
Ve Türk milletinin adalet terazisi, er ya da geç, bütün maskeleri indirir.
Ey ihanetin karanlık soyu,
Ey dinin nurunu karartan sahte peygamberin sürüsü!
Tin Mahkemesi’nde yüzünüz açıldı,
Maskeleriniz paramparça oldu.
Allah’ın adını dilinize alıp,
Onu ticaretinize sermaye ettiniz.
Çocukların umutlarını kemirdiniz,
Vicdanları parayla satın aldınız.
Dualarınızı riyaya, secdenizi ihanete dönüştürdünüz.
Ey Fetö!
Siz, ihanetin cemaatisiniz,
Siz, küresel efendilere satılmış kuklalarsınız,
Siz, bu milletin bağrına saplanmış en kara hançersiniz!
Sözde ilim yuvalarında,
Gençlerin kalbine zincir taktınız.
Himmet dediniz; milletin alın terini gasbettiniz.
Hizmet dediniz; efendilerinize kölelik ettiniz.
Rüya dediniz; insanların akıllarını çaldınız.
Ama unutmayın:
Her ihanet, kendi celladını doğurur.
Sizin celladınız, bu milletin vicdanıdır!
Sizin mahkemeniz, adaletin ezeli terazisidir!
Ve sizin cezanız, unutuşa değil;
ebedi lanete mühürlüdür.
Ey Fetö!
Adınız ihanetle anılacak,
Soyunuz fitneyle lanetlenecek,
Ve hatıranız, karanlık bir utanç olarak tarih kitaplarının dipnotuna gömülecek.
Tin Mahkemesi’nde hüküm kesindir:
Siz, bu toprakların lanetlisiniz!
Ve lanet, asla affa kavuşmayacaktı
Ey ihanetin karanlık soyundan türeyenler!
Siz, Kabil’in lanetli mirasını omuzlayanlarsınız;
Bir kardeşin kanını ellerine bulaştırıp,
Onu “ibadet” diye yutturan soysuzlarsınız.
Siz ki; Deccal’in gölgesinde yürüyüp,
Işığı karartarak kendinizi “nur” sandınız.
Oysa siz, nur değil;
Zifiri fitnenin çocuklarısınız!
Habil’in gözyaşlarını ticarete çevirdiniz,
Yezid’in zalimliğiyle milletin evlatlarını esir aldınız.
Her secdeniz, Allah’a değil;
Liderinizin putlaşmış gölgesineydi.
Her duanız, göğe değil;
Efendilerinizin kirli sofrasınaydı.
Ey Fetö!
Sizler, göğün kitabını kandırmanın perdesi yaptınız.
Meleklerin kanatlarını kırıp,
Onları şeytanın postuna sardınız.
Kalemin nurunu çaldınız,
Ama yazdığınız tek şey ihanetti.
Unutmayın!
Bu millet, Oğuz Kağan’ın nefesinden doğdu,
Ergenekon’un demirinden yükseldi,
Ve Tanrı Dağları’nın gölgesinde sabrı hamur gibi yoğruldu.
Sizin gibi ihanetin karanlık köpekleri,
Bu toprağın ateşinden sağ çıkamaz!
Tin Mahkemesi’nin mührüyle lanet ediyorum:
— Sizin yolunuz, şeytanın yoludur.
— Sizin adınız, ihanetin sözlüğünde kara harflerle yazılıdır.
— Ve sizin varlığınız, ebedi bir utançtır.
Ey karanlığın soyu!
Biliniz ki:
Hakikat, her yalanı boğar.
Adalet, her ihaneti yakar.
Ve lanet, sizin soyunuza zincir gibi vurulmuştur!
Atatürk'ün de söylediği gibi:
"Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir. Medeniyetin emrettiğini ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir."