Bugün Cuma…
Her Cuma olduğu gibi Yüce Rabbimizin, Cuma suresi 9. Ayetindeki “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda hemen Allah'ı anmaya koşun; işi, alışverişi bırakın! Eğer bilirseniz sizin için hayırlı olan budur” emrine uyup namaza koşacaksınız.
Hazır gitmişken, hutbede her Cuma tekrarlanan “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” ayetini de ihmal etmeyip, üzerinde tefekkür etmenizi ve hayatınızda ne kadar tatbik edip etmediğinizi de düşünmenizi öneririm...
Ülkemiz gündeminde ‘insanlar arasında adaletle hüküm vermeniz’ gereken pek çok gündem var.
Bunlardan birisi belki de en önemlisi şu İmamoğlu Davası…
İktidar erkinin aylardır çalıp çırpmakla, yolsuzlukla, hırsızlıkla suçladığı, suçlanan insanın ‘muhakememi canlı yayınlayın, bütün Türkiye nasıl bir hırsız uğursuz olduğumu görsün(!)’ çağrısına yine iktidarın kulak asmadığı dava…
O davanın tutuklularından birisi de Buğra Gökçe. Şehir palancısı. Göreve geldiğinden beri duruşuyla imar rantlarının önüne geçen ve bunun için hedef olan bir bürokrat…
Bugün, onun feryadını aktarıp, hükmünü size bırakmak isterim. Allah’ın emri gereğinde ‘adaletle hüküm vermeniz’ dileğiyle…
“Yaklaşık dört bin sayfalık iddianamede, sekiz buçuk aydır tutuklu yargılanmama temel gerekçe olan "rüşvet" suçuna ilişkin herhangi bir isnat yoktur. MASAK raporları ve diğer mali incelemelerde mal varlığımda artış, şüpheli para hareketi, gizli/açık tanık beyanı veya usulsüz gelir tespit edilmemiştir. Sahibi olduğum iki konutun da 30 yıllık birikim ve banka kredileriyle edinildiği bizzat iddianamede yer almaktadır. Böylece tek kuruş haksız kazanç elde etmediğim resmî belgelerle ortaya çıkmış durumdadır.
İddianamede şahsıma yöneltilen 12 adet ihaleye fesat karıştırma eyleminin dördü bakımından, isnat edilen tarihte görevde olmadığım kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Bunlardan ikisi, 2020 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri olarak görev yaptığım döneme, diğer ikisi ise, Kasım 2023’te İBB’den istifa ettikten sonraki döneme denk düşmektedir. Fiilen görevde olmadığım yer ve zaman dilimlerine ilişkin bu iddialar, iddianamenin kendi içinde dahi tutarlı olmadığını göstermektedir.
Görev yaptığım dönemle ilgili isnatlar ise AKP döneminde de çok sayıda örneği olan İBB iştirakleri tarafından kazanılan belediye tesislerinin işletilmesi ve bazı hizmetlerin görülmesine yönelik Belediye Şirketlerinin aldığı ihalelere ilişkindir.
Bu ihalelerde görevim; muhammen bedeli belirleyen ya da şartnameyi hazırlayan teknik komisyonlarda yer almak değil, genel sekreter yardımcısı sıfatıyla, hazırlanan evrakı encümene sevk etmek ve sürecin mevzuata uygun işleyip işlemediğine bakmaktır. Dolayısıyla “ihaleye fesat” suçunun maddi unsurlarını oluşturabilecek bir tasarrufum bulunmamaktadır.
Belediye şirketlerinin ihale alması da hukuka aykırı değildir. Nitekim, İBB’de önceki dönemlerde görev yapan ve çoğu AKP hükümetlerinde bakanlık sorumluluğu üstlenen kişilerin tümü bu tür ihale süreçlerinde imza yetkilisi olmuştur. İhaleyi kazanan şirketin altyüklenici olan şirketlerle sözleşme yapması ya da bu sözleşmelerle üstlenilen edimlerin ifası süreçleri ile hiçbir ilgim bulunmadığından, herhangi bir hileli davranışta bulunmam ve/veya sorumluluğum söz konusu edilemez.
Reklam mecralarına ilişkin ihaleler konusunda daha önce verilen soruşturma izninin Danıştay 1. Dairesi tarafından iptal edildiğini, bu kararda muhammen bedel belirlemenin uzmanlık isteyen ve ayrı komisyonlarca yapılan bir iş olduğunun, genel sekreter yardımcısının bu işten sorumlu tutulamayacağının açıkça belirtildiğini ifade etmek istiyorum. Bu kararın yok sayılması mümkün değildir.
Örgüt üyeliği iddiası esasen HTS ve sinyal kayıtlarından çıkarılan soyut yorumlara dayanmaktadır. Çünkü, iddianamede herhangi bir örgütsel hiyerarşi kapsamında talimat ilişkisi, çıkar temini veya para trafiği içinde bulunduğum somut şekilde gösterilmemiştir. Yalnızca kamu görevi çerçevesinde yürütülen mesleki temaslar ve görevin gereğini yerine getirebilmek için zorunlu olan iş ilişkisi mesnetsiz şekilde "var olmayan örgütün üyeliği" olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Kamu görevinin doğası gereği yapılan işlemlerin “örgüt faaliyeti” olarak nitelendirilerek kriminalize edilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak: söz konusu iddianame; mal varlığımda usulsüz bir artış olmadığını, maddi veya siyasi herhangi bir çıkar ilişkisine girmediğimi, örgüt üyeliğine veya ihaleye fesat suçuna dayanak teşkil edebilecek somut bir fiil bulunmadığını, belgelemektedir.''