Evrenin en kadim sembollerinden biri vardır:
kendi kuyruğunu yiyen yılan.
Adı Ouroboros.
Bu sembol yalnızca bir mitolojik figür değildir;
o, varoluşun en eski metafizik öğretisini fısıldayan bir dairedir.
Çünkü Ouroboros bize şunu anlatır:
Başlangıç yoktur.
Son da yoktur.
Her son, başka bir başlangıcın kapısıdır.
Sonsuz Döngünün Sırrı
Ouroboros, zamanın doğrusal değil döngüsel olduğunu anlatır.
İnsan aklı zamanı düz bir çizgi gibi düşünür:
doğum, yaşam ve ölüm.
Oysa kadim bilgelik başka bir şey söyler.
Ölüm, yok oluş değildir.
Çürüme, yeni bir doğumun tohumudur.
Toprakta çürüyen bir yaprak,
baharın ilk filizine dönüşür.
Yıkılan bir uygarlık,
yeni bir medeniyetin temelini hazırlar.
Ouroboros’un ağzındaki kuyruk işte bu yüzden kopmaz.
Çünkü varlık, kendi kendini doğuran bir ateştir.
İnsan Ruhundaki Ouroboros
Bu sembol yalnızca evrene ait değildir.
İnsan ruhunun içinde de bir Ouroboros vardır.
İnsan, sürekli kendini yiyen ve yeniden doğuran bir varlıktır.
Hatalarımız bizi parçalar.
Acılar bizi yakar.
Yıkımlar bizi dağıtır.
Ama o küllerin içinden
başka bir ben doğar.
İşte bu yüzden bilge kişi şunu bilir:
Kendi karanlığını yemeyi öğrenmeyen,
ışığını doğuramaz.
Ezoterik Öğreti
Hermetik geleneklerde Ouroboros,
birliğin sembolüdür.
Karşıtlıklar aslında düşman değildir.
Işık ve karanlık
ölüm ve yaşam
kaos ve düzen
hepsi aynı çemberin iki yüzüdür.
Tıpkı gece ile gündüz gibi.
Bu yüzden Ouroboros bize şunu öğretir:
Evren bir savaş alanı değil,
kendini dönüştüren bir bütünlüktür.
Hakikatin Çemberi
Bilgelik doğrusal bir yol değildir.
Bir dairedir.
İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin,
bir noktada yeniden başlangıca döner.
Ama artık aynı insan değildir.
Çünkü Ouroboros’un sırrı şudur:
Daire kapanmaz.
Genişler.
Her dönüşte bilinç büyür.
Son Söz
Ouroboros bize şunu fısıldar:
Korkma.
Çünkü yıkım, yaratımın maskesidir.
Son, başlangıcın kapısıdır.
Ve varlık, kendi kuyruğunu yiyen o kadim yılan gibi
sonsuzluğun içinde
kendini tekrar tekrar doğurur.
Çünkü gerçeklik düz bir çizgi değildir.
O, ateşten bir çemberdir.
Semih Aslanlar