Sabah erken saatlerde sokaklara çıktığınızda, ilk bakışta her şey yerli yerinde görünür. İnsanlar işe gider, esnaf kepenk açar, hayat kendi ritminde akıyordur.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, o kalabalığın içinde görünmeyen bir duygu dolaşır: yorgunluk, bıkkınlık ve en çok da umutsuzluk…

Bugün bu ülkenin en büyük meselesi sadece ekonomi değildir. En büyük mesele; gençlerin içinden yavaş yavaş umudun çekilmesidir.

Bir zamanlar ülkemizin sokaklarında büyüyen gençler hayal kurardı. Kimi kendi işini kurmak isterdi, kimi memleketine faydalı olmanın peşindeydi.

Şimdi ise aynı gençler, aynı sokaklarda yürürken başka şeyler düşünüyor: ‘Buradan nasıl giderim?’

Bu soru artık bir hayal değil, bir kaçış planı haline geldi.

Bir genç; kendini tanıdığı, sokaklarında büyüdüğü, hayallerini yeşerttiği topraklardan neden gitmek ister?

Neyi yanlış yapıyoruz?

Bu topraklar bereketli, bu ülke çok güzel, bu ülke güçlü…

Ama mesele toprak değil, mesele insanın içinde büyüttüğü duygular.

Gençler artık sadece iş aramıyor. Gençler; değer görmek istiyor, anlaşılmak istiyor, geleceğini görebilmek istiyor.

Sakarya gibi doğasıyla, imkanlarıyla aslında büyük potansiyel taşıyan bir şehirde bile, birçok gencin gözünde aynı ifade var: ‘Ne yapsam olmuyor’

Bu cümle bir şikayet değil, bir tükenmişliğin özeti.

Her kapıyı çalan, her yolu deneyen, ama karşısında ya duvar bulan ya da sessizlik gören bir neslin cümlesi bu.

Mesele sadece başka bir ülkeye gitmek değil; mesele, ait olduğun yerden kopmak zorunda kalmak. Bir insanın doğduğu topraklardan vazgeçmesi kolay değildir.

Kimse lüks peşinde değil aslında. Kimse zengin olma derdinde de değil.

Genç sadece şunu istiyor: Emeğinin karşılığını alabileceği, yarınından korkmayacağı bir hayat.

Bu ülkenin geleceği, yurt dışına gitmeyi planlayan gençlerin valizlerinde değil, burada kalmak isteyen ama umut arayan gençlerin gözlerinde saklıdır.

Eğer biz o gözlerdeki ışığı kaybedersek, hiçbir yatırım, hiçbir proje, hiçbir başarı bizi ileri taşıyamaz.

Unutmayın ki, bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece yollar, binalar, projeler değildir. Bir ülkeyi ayakta tutan; o ülkede kalmak isteyen insanların umududur.

Gençlerin elinde yarınlara dair umutları kalmazsa; üretmez, sahiplenmez ve koruyamaz.

Belki de artık şunu sormanın zamanı geldi: ‘gençlere bu topraklarda nasıl yeniden ait hissettiririz?

Aidiyet, sadece doğduğun ve yaşadığın yer değildir. Aidiyet; sesinin duyulduğu, emeğinin karşılık bulduğu, varlığının fark edildiği yerdir. İşte bundandır gitme isteği.

Bu ülkeyi ayakta tutan;

‘Ben burada kalmak istiyorum’ diyen insanların kalbidir.

Ve o kalp kırılırsa…

Ne şehir kalır, ne de gelecek…