RAHMETLİ ilahiyatçı ve dinler tarihçisi Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk sohbetlerinde sık sık vurguluyordu “Ebussuud Dini!” diye…

Ebussuud Dini, şu anda Suudi Arabistan yönetiminin tabi olduğu ve bünyesinde birçok hurafe ve Emevi uydurmasının yer aldığı din anlayışıdır…

Dört halifeden (Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali) ikisini şehit eden -sözde- İslam temsilcisi Emevi yönetimi, Hazreti Ali’nin de şehit edilmesinden sonra ele geçirdikleri Halifelik makamını ve dolayısıyla İslam anlayışını kafalarına göre şekillendirdiler…

Bu anlayış asırlarca sürdü ve sürüyor…

Oysa ki, ortada Yüce Allah’ın kelamı Kar’an-ı Kerim ve onun Muazzez Peygamberi Hazreti Muhammed’in uygulamaları (sünnetleri) vardı…

İslamiyet’in temel ve esas kaynağı da burasıdır zaten.

Yani, Kur’an-ı Kerim artı Peygamberimizin 23 yıllık Peygamberlik dönemindeki uygulamaları… Yani Sünnet-i Seniyeleri…

İslamiyet dini, Son Peygamber Hazreti Muhammed’e 7. Yüzyılda indirildi. O zamanlar Sevgili Peygamberimiz, İslamiyet’in yayılması için birçok devlete elçiler göndermiş, İslam dinine davet etmişti.

Birçok ülke, devlet ve kavim bu daveti kabul etmiş, bir kısmı da kabul etmemiş ve tersine İslamiyet ile savaş başlatmıştı…

TÜRKLERİN BÜYÜK KISMI KABUL ETTİ

Peygamberimizin bu davetini Türklerin bir kısmı hemen kabul etti. Zira şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde Hıristiyan ya da Katolik Türkler de yaşamaktadır.

Orta Asya’da o devirlerde hüküm süren birçok Türk boyu ve devleti vardı. Türklerin inanışı ekseriyetle Şamanizm’di… Bu anlayışta da bir Gök Tanrısı, bir Deniz Tanrısı ve bir de Güneş Tanrısı vardı… Yani bir anlamda göremedikleri bir Tanrıya inanıyordu Türkler

Bunun için Türkler, İslamiyet’i çabuk kabul etti ve gerçek kaynağından alarak çok iyi uyguladı. Bu sayede daha sağlıklı bir Devlet anlayışına, Devlet Töresine kavuştular… Bunu, Bilge Kağan’ın kitabelerinde ve Orhun Anıtlarında görebiliyoruz.

Oğuzların kolundan olan Selçuklu Türkleri de İslamiyet’i çok iyi uygulayan devletler arasında oldu…

Ahmet Yeseviler, Yunus Emreler, Mevlâna Celaleddin-i Rumiler, Taptuk Emreler, Şeyh Edebaliler ve Hacı Bektaş-ı Veliler bu anlayıştan gelmedir.

FAKAT EMEVİLER AYRI KOLDAN İLERLEDİ

Dört halifeden sonra İslamiyet yönetimini ve Halifeliği uzun süre ellerinde bulunduran Emevi yönetimi, dinin içine çok farklı ritüeller kattı.

Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye’den başlayan bu yönetim, -sözüm ona- İslamiyet’i koruma altına alıyordu.

Aslında sevgili Peygamberimizin uygulamaları ortada idi… Fakat Emevi anlayışı çok daha farklı bir din kuralları uyguluyordu. Dinin içine siyaset yerleştirilmişti.

Zaten bu dönemde on binlerce Müslüman kanı döküldü… Hazreti Ali ile Muaviye’nin savaşlarını hatırlayınız…

İşte şu andaki Arap dünyası ve özellikle de Suudi Arabistan yönetimi, bu Emevi anlayışının bir devamı gibidir…

OSMANLI’DA EBUSSUUD İZLERİ

Bilirsiniz Osmanlı Devleti 1299 yılında kuruldu… Selçukluların Kayı boyundan geliyorlardı. Dolayısıyla ataları Selçuklu Devleti’nden aldıkları dini kültürü ve uygulamaları aynen devam ettiriyorlardı…

Ne zamana kadar?

Osmanlı İmparatorluğu’nun 9’uncu padişahı olan Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) 1517’de Arabistan’ı fethinden sonra başladı her şey…

Arabistan ve dolayısıyla Mekke ile Medine de Osmanlı yurdu olmuş ve otomatikman Halifelik makamı da Osmanlılara geçmişti…

Fakat bazı Arap ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Halifelik Makamına” biat etmiyordu.

Bunun için Yavuz Sultan Selim ve onun vezirleri bir proje geliştirdiler… Bu projeye göre, Arap dünyasının bilgi birikimine ve ilmine güvendiği 2 bin civarında din adamını Osmanlı İmparatorluğu topraklarına ve özellikle de İmparatorluğun kalbi sayılan İstanbul’a getirdi…

Bu 2 bin din adamına ev, arsa ve mülk verdi Osmanlı yönetimi… Ve bu şekilde Arap dünyasını da Halifelik makamına bağlamış oldular…

Tanınmış din alimi Ebussud da bu dönemde geldi İstanbul’a ve Şeyhülislam makamına oturdu…

DÜĞMELER YANLIŞ İLİKLENMEYE BAŞLANDI

İşte bu Suudilerin din anlayışı ve Arap seviciliği ta o zamanlardan başladı Osmanlı topraklarında. Artık Saray’da ve dini törenlerde adım adım asırlar öncesi Emevi anlayışı yürürlüğe girmeye başladı…

Daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu’nu bir mum gibi eriten tarikatlar da bu dönemde filizlendi…

Zamanla da ordu içine sızdı bu anlayış… Yeniçeriler’de, Kapıkulu’nda ve diğer birimlerde hep Ebussud anlayışı hâkim olmaya başladı…

Öyle bir hal aldı ki, İmparatorluk yönetimi ve anlayışı bu zihniyete meylederken, devletin asil unsurları Türkler üvey evlat muamelesi görüyordu…

“Türküm”, “Türkmenem” demek yasaklandı.

İşte tarihteki devşirme ve gayrimüslim Kuyucu Murat Paşa da “Türküm” ve “Türkmenem” diyen insanları kesmekle, doğramakla meşhur oldu bu dönemde…

Tarihler, 150 binin üzerinde Türkü katledip, kuyulara doldurduğunu yazıyor.

Türkler her zaman Osmanlı ordusunun en uçlarında savaştı… Onlar şehit oldu, Osmanlı kazandı… Nerede bir İsyan ve nerede bir savaş varsa hep Türk çocukları sürüldü ve planlı olarak tarihi bir asimilasyona uğradı İmparatorluğun asil unsurları…

Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün vurguladığı gibi “Ebussuud Dini” de böyle oluştu…

Şimdi ise bu Araplaşma zihniyeti alabildiğine yaygınlaşmış durumda… Hafızlarımız, hocalarımız ve imamlarımız Arap şivesi ve ağzıyla okumayı marifet sanıyor… Hocalarımız, kendi öz tarihleri Selçuklu ve Yavuz Sultan Selim’e kadar (2.5 asır) olan Osmanlı’daki İslam anlayışına değil de Suudilerin din anlayışına meyletmeye başladı…

Milli Eğitim Bakanlığı’nda ve Diyanet İşleri’nde ağırlıkları büyük!

Şimdi anladınız mı gelinen noktayı?

Düğmeler yanlış iliklendi bir kere… İki yakamız bir araya gelmiyor gayri…

NOT: Yarın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı… Kendini genç hissedenlere kutlu olsun…

**************************

ANLAMLI SÖZ

“Cömertlikte, güneş gibi ol.

Çirkinlikleri örtmekte, gece gibi ol.

Asabiyette, ölü gibi ol.

Tevazuda, toprak gibi ol…

Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol…”

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ

************************