Son dönem siyasetinde, kendi dönemini aklamak ve yaptıklarını meşrulaştırmak için, kendilerine yapılanları hayli abartmak gelenek haline geldi.
Şu 28 Şubat olayı mesela, yahu iliklerine kadar yaşayanlardanım.
Türk Eğitim-Sen şube başkanlığım döneminde, iktidarlara muhalefet, başörtüsü zulmü ve çalışanların mağduriyeti ve 8 yıllık zorunlu eğitime karşı duruşum sebebiyle yaptığım eylem ve konuşmalar ve bu köşeden yazdıklarım sebebiyle onlarca kere karakol ve ardından savcılık aşamasında ifadeye alındım.
13 kez ağır cezada yargılandım.
Bir keresinde Silahlı Kuvvetlere hakaretten dolayı 4 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldım.
Karşı çıktığım halde gerçekleştirilen Rahşan Affı ile hapis yatmaktan ve memuriyetten atılmaktan kurtuldum.
Hükmün açıklanmasının ertelenmesi, cezalarımın 5 yıl tecil edilmesi gibi lehime kullanılan taktir hakları ile çok şükür cezaevi görmedim.
Bazıları gibi buradan bir mağduriyet çıkarmak hiç aklıma gelmedi.
Bırakın şimdikiler gibi abartmayı, kendimi kahramanlaştırmak için bunların lafını bile etmedim.
Ama birileri, dediğim gibi kendi haksızlıklarını meşru göstermek için olsa gerek köküne kadar abartıyor, abartmakla kalmıyor üstüne yalanlarıyla katmerlendiriyorlar.
Şimdi bugün, o abartanların, kendi dönemlerinde yaptıklarıyla sözde yaşadıklarını kıyaslamak farz oldu.
Bu kıyası yine kendi üstümden yapmak zorundayım.
Hiçbir soruşturma veya dava öncesi karakola alınmadım.
Sabahın köründe evim basılıp sözde arama gerekçesiyle evim ve eşyalarım tahrip edilmedi.
Kelepçe, hele hele ters kelepçe hiç görmedim.
Nazik bir şekilde karakola davet edildim, ifadelerim alındı.
Savcı karşısına çıkmam gerektiğinde de öyle polis nezaretinde adliyeye götürülmedim, kendim gittim.
Kaçma şüphesi, delil karartma gerekçesi gibi saçmalıklarla hakkımda adli takip, il dışı ve yurt dışı çıkış yasağı falan da verilmedi.
Açılan dava süreçlerinde hatta aldığım cezaların temyiz aşamasında da normal hayatıma devam ettim.
‘Eğitimin kaç yıl süreceğine omzu kalabalık şerefsizler değil, eğitimciler karar verir’ cümlesi kurmaktan yargılandığım dava da bile en küçük bir mağduriyet yaşamadım.
Düşünsenize dönemin muktedirlerine, bırakın eleştirmeyi ‘şerefsizler’ demiş, hakaret etmişim!
Bu kelimeyi bugün, dönemin muktedirlerine karşı kullansam ne olurdu?
Vallahi parçamı bulamadınız. Gün yüzü göremezdim. Sonuçta mümkün değil ama beraat edecek olsam bile, sürecin başından sonuna kadar hapis yatardım.
Dönemin yargı mensupları genellikle şu meşhur Moğoltay döneminde atananlardı.
Yani eleştirilince ‘Ülkücüleri mi atasaydım’ diyen Adalet Bakanı Moğoltay…
Artık çok şükür dini bütün, milliyetçi ve Ülkücü yargı mensuplarımız var değil mi?
Üstelik, o günlerde feryat eden; “Hukukun siyasallaştırması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi, hukuksuz yaşayamaz. Hürriyetlerin kullanılmadığı bir demokrasi düşünülemez. Ve hürriyetler, ancak hukuk yoluyla garanti adına alınabilir. Çünkü hukuksuz bir demokrasi, haksız bir demokrasidir” diyen Sayın Erdoğan, bugün Cumhurbaşkanı…
“Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir. Halbuki demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda yargı ve yargıç bağımsızlığı demektir. Eğer bu iki bağımsızlık çiğnenirse demokratik bir görüntü altında baskıcı bir düzen kurulmuş olur” diyen de oydu.
Hapis cezası alınca “Benim hakkımdaki bu karar tek örnek değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin aydınları, fikir adamları, sanatçıları ve başka siyaset adamları da benzer haksız suçlamalarla yargı önüne çıkartılmış ve bazıları mahkûm edilmiştir” demişti.
Bugün fikir adamları, siyasi partilerin genel başkanları, kendisi gibi belediye başkanı, sanatçılar, haklarında bir iddianame bile hazırlanmadan hapiste yatıyorlar.
“Ama bu böyle gitmez, zira biz, zorbalığa ve baskıya değil, özgürlüğe ve millet iradesine inanıyoruz” diyen bir demokrasi kahramanının cumhurbaşkanı olduğu ülkede, yaşanan haksızlıkları protesto edenler, onları geçtim gençler yahu öğrenci gençler bayramı hapiste geçirdiler.
Kıyas mı?
O gün bütün vatandaşları demokrasi görevine davet eden Erdoğan, o çocukları en iyi anlaması gereken Erdoğan, bugün aynı göreve koşan çocuklara “Vandallar” diyor.
E daha ne olsun?