Doğalgaz konusu hem ekonomik hem de stratejik açıdan oldukça hayati bir mesele…

Yılmaz Özdil, meselenin önemini İpek Özbey ile Kırmızı Beyaz programında anlattı.

Soluksuz dinledim ve özetini aktarıyorum…

Rusya, 1981’de açılan, Ukrayna’dan da geçen, 4.500 kilometre uzunluğundaki Trans Sibirya Boru Hattı ile başta Almanya olmak üzere 18 Avrupa ülkesine gaz satıyordu.

ABD bu boru hattını engellemek için Soğuk Savaş döneminde de çok uğraştı. Olmadı. Sovyetler dağıldıktan ve Turuncu Devrim’den sonra Ukrayna’yı kışkırtmaya başladılar.

ABD’nin şımarttığı Ukrayna, Rusya’ya posta koymaya, “bana daha fazla geçiş ücreti ödeyecek bana da bedava verecek, borçlarımı da sileceksin” diye kafa tutmaya başladı.

Hem Rusya’yı tehdit ediyor hem de ‘beni korumazsanız vanayı kapatırım, sizde donarsınız’ diye Avrupa’yı yanına çekmeye çalışıyordu.

Rusya, ileriyi gören daima stratejik düşünen bir ülke olduğu için, kriz yaşayacağını tahmin etmiş, özellikle Turuncu Devrim’in ardından, hiçbir ülkenin toprağına girmeden, Baltık Denizi’nin tabanından Almanya’ya uzanan Kuzey Akım 1 hattını faaliyete geçirmişti.

Ancak denizden geçiyor olsa da Finlandiya ve İsveç’in izin vermesi gerekiyordu.

Bu iki ülkeyi de ABD’nin engelleme çabalarına rağmen dönemin Almanya başbakanı Merkel ikna etti.

Merkel müthişti ne Obama, ne Trump, ne de Biden vazgeçirebilmişti.

Merkel, denge siyasetini müthiş başarıyla sergileyen bir başbakandı.

Haliyle Merkel’e de taktılar, Prizma belgelerinden anlaşıldığı gibi Merkel’i yıllarca dinlediler, kişisel bütün hesaplarına girdiler.

Rusya’nın birincisiyle yetinmeyip ikincisini başlattığı Kuzey Akım 2 hattının vana açılma sürecine girildiğinde Merkel’in görev süresi doldu.

Yeniden aday olup seçilmesi mümkündü ama, sağlık durumunda tuhaflıklar başlamıştı. Görmüşsünüzdür törenlerde yaprak gibi titriyordu. Mecbur emekli oldu. Yani edildi, devreden çıkarıldı. Merkel denklemden çıkarıldıktan iki ay sonra ABD kışkırtmasıyla Ukrayna ateşe sürüldü, savaş başladı.

Almanya’nın yeni başbakanı Ukrayna işgalini gerekçe gösterip “Kuzey Akım 2’yi durdurduk, bu hat asla açılmayacak” açıklaması yaptı.

Kuzey Akım hattının iki kritik ülkesi Finlandiya ve İsveç’e gelince, ABD bastırdı ve NATO üyesi yapıldılar.

Hatırlarsınız, Türkiye’nin veto hakkı vardı, biz istemedikçe giremiyorlardı. Biz de güya rest çekiyor “NATO’ya katılmalarına asla izin vermeyeceğiz” diyorduk.

Sonrası malumunuz, ABD istedi, tıpış tıpış onay verdik.

Böylece, Rusya, Baltık’tan kuşatıldı, doğalgaz taşıyan boru hattına da tıpayı taktılar.

Merkel gidince Avrupa Birliğini ikna etmek de kolay oldu, Avrupa Birliği, 1 Ocak 2026’dan itibaren, artık Rusya’yla yeni doğalgaz sözleşmesi imzalamayacağını ilan etti.

Rus doğalgazı alımı, 2028’den sonra tamamıyla bitecek, Avrupa ülkeleri doğalgazı ABD, Katar ve Norveç’ten alıp hem ABD’yi ihya edecek hem de Rusya’nın ekonomik soluk borusunu kesecekler.

ABD hem ekonomik hem de siyasi bir başarı kazanmış olacak.

Biz de malumunuz son ziyarette Trump “Tayyip Erdoğan’ın yapabileceği en iyi şey, Rusya’dan doğalgaz almayı bırakmak olur, ben istersem bunu yapar” dedikten sonra haliyle denileni yapıp doğalgazı ABD’den alacağız.

Doğalgazını hem ucuz aldığımız hem de mesela son seçim döneminde vatandaşa bedava doğalgaz verilmesine sebep olan, sıkıştığımızda borçlarımızı öteleyen yani büyük kıyaklarını gördüğümüz Rusya’yı bir kalemde sattık.

Ve asıl önemlisi Yılmaz Özdil’in şu sorusu; “ABD doğalgazını Mercuria adında bir şirketten alacağız. Mercuira, İsviçre şirketi olarak biliniyor öyle tanıtılıyor ama aslında Kıbrıs Rum Kesimi Larnaka’da konuşlu bir şirket!

İsrail ve Amerikan şirketleri Kıbrıs Rum Kesimi’nin kıyılarında doğalgaz ve petrol sondajına başlanmışsa, 280’den fazla İsrail şirketi Rum Kesimi’ne yerleşmişse, Rum Kesimi’ne İsrail tarafından füze savunma sistemi kuruluyorsa ve Amerikan doğalgazının ticaretini yapan şirket Rum Kesimi’nde konuşlanmış bir şirketse... O şirket aslında hangi ülkenin şirketidir sizce?”