Dün doğalgazın stratejik önemini aktarmıştım. Bugün de ülkeyi yönetenlerin ne kadar strateji dehası olduklarına dair ve yine Kırmız Beyaz programından Yılmaz Özdil’in anlattıklarını aktarayım;
2009 yılında, Harp Akademileri Komutanlığı’nda “enerji güvenliği” konusunda uluslararası sempozyum düzenlendi.
Petrolün ve özellikle doğalgazın “silah” olarak kullanılacağına dikkat çeken, Türkiye’nin de içinde yer aldığı bölgede enerji odaklı savaşların kaçınılmaz olduğunu öngören, bu tehdide yönelik güvenlik stratejileri geliştirmeyi hedefleyen bu sempozyuma dışarıdan Avrupa Komisyonu, NATO genel sekreter yardımcısı, ABD enerji bakanlığı Rusya ve Avrasya dairesi başkanı, İngiltere Savunma Akademisi, Bulgaristan enerji bakanı, Hollanda ekonomi bakanı, Yunanistan kalkınma bakanı katıldı.
Türk genelkurmayı, petrolün ve özellikle doğalgazın “silah” olarak kullanılacağını, Türkiye’nin de içinde yer aldığı bölgede enerji odaklı savaşların kaçınılmaz olduğunu açıkça görüyordu.
Bu tehdide karşı, Türkiye’nin güvenlik stratejisini geliştirmek üzere kafa yorarken böylesine önemli uluslararası toplantının yapılması, her nedense sayın medyamızdaki bazı arkadaşları fena halde rahatsız etmişti.
NATO kafalı, AKP yancısı gazeteciler “asker neden enerji işiyle ilgileniyor, askerler senin arkandan gizli gizli işler çeviriyor, demokrasiye aykırı, vesayetçi bunlar” diyorlardı.
Halbuki gizli saklı filan değildi.
Hükümet aleyhine de değildi ki Enerji bakanı Hilmi Güler bizzat sempozyuma katılmış, açılış oturumunu yönetmişti.
28 Nisan 2009, sempozyum toplandı. Tam açılış konuşması başlamıştı ki Harp Akademileri Komutanlığı’nın burnunun dibinde ses bombası patladı.
O güne kadar Türkiye’de örneği görülmemiş bir bombanın yabancı ve dost (!) bir istihbarat teşkilatına ait olduğu saptandı.
Belli ki rahatsız olanlar da vardı, uyarıyorlardı.
Sempozyum 28 Nisan’da başladı, 29 Nisan’da sona erdi. 30 Nisan’da Enerji bakanı Hilmi Güler görevden alındı.
Doğalgaz ve petrol sektöründe iş yapıp o sempozyuma katılan ve Türkiye’nin tezlerini savunan işadamlarının, o sempozyumdan sonra başına gelmeyen kalmadı.
Sempozyuma katılan herkes sivildi. Üç kişi hariç. Sadece üç subay vardı.
Kara, hava, deniz kuvvetlerini temsil ediyorlardı.
İsmet Çıngı. Hava kurmay albaydı.
Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı’ydı. Sempozyumun genel yönetmeniydi, Harp Akademileri adına bu uluslararası sempozyumu konukları dahil, a’dan z’ye organize eden subaydı.
Ahmet Küçükşahin. Piyade kurmay albaydı.
Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü müdürüydü, kara kuvvetleri adına konuşma yaptı.
Cem Gürdeniz. Tümamiraldi. Deniz kuvvetleri adına konuştu.
Bu üç subay, enerji güzergahlarının odağındaki Türkiye’ye yönelik askeri ve ekonomik tehditlere dikkat çekiyor, Akdeniz, Karadeniz ve Irak üzerindeki bölgesel çıkarlarımızı “Türk tezi”yle tarif ediyordu.
Bu üç subay... Asrın iftirası Balyoz’la hapse atıldı!
O sempozyumu düzenleyen, o sempozyuma katılan, o sempozyumda Türk tezini temsil eden, enerji savaşlarının Türkiye’ye hem ekonomik hem askeri tehdit oluşturduğunu anlatan, bu konuda “bağımsız strateji” geliştirmek gerektiğini söyleyen herkes imha edildi.
Türkiye daha sonra bahse konu sempozyumun ana fikri olan Mavi Vatan bizim için hayal oldu. Bizim araştırma gemilerimiz Akdeniz’i bırakıp Karadeniz ve Somali’ye demirledi.
Şu an Akdeniz’de kıta sahanlığımızı ihlal pahasına sözde dost ve müttefik hatta kardeş ülkeler ABD-İsrail kökenli şirketler aracılığıyla Akdeniz’in havzalarına çökerken, biz seyrediyoruz.
Bundan böyle de doğalgazı ABD’den alıp, doğalgaz bulduk haberleriyle halkın gazını almaya devam edeceğiz.