Bir insanın eline yalnızca bir araç değil, kaderlerin ipleri teslim edilir.
Bir taksici, bir dolmuş şoförü ya da bir otobüs kaptanı; sadece bir noktadan diğerine beden taşımaz… O, hayat taşır. Umut taşır. Eve dönmek isteyen bir annenin duasını, okuluna yetişmeye çalışan bir çocuğun yarınını, hastaneye giden bir adamın son ihtimalini taşır.
Ve böylesi bir sorumluluğun başında duran bir zihnin bulanık olması…
Sadece bir bireysel zaaf değil, toplumsal bir tehdittir.
Uyuşturucu, insanın yalnızca bedenini değil; iradesini, muhakemesini ve en önemlisi “sorumluluk duygusunu” çürüten bir zehirdir. Direksiyon başındaki bir insanın refleksi bir saniye geciktiğinde, o saniye bir ömür çalabilir. Fren ile felaket arasındaki mesafe, bazen bir göz kapağı kadardır. İşte o anda, zihni berrak olmayan bir sürücü; yalnızca kendini değil, içinde bulunduğu aracı bir tabuta dönüştürebilir.
Bu yüzden mesele bir “denetim” meselesi değildir yalnızca.
Bu bir hayat güvenliği meselesidir.
Düzenli uyuşturucu testleri; bir cezalandırma aracı değil, bir koruma kalkanıdır.
Hem sürücüyü korur — çünkü bağımlılık çoğu zaman inkâr ile başlar.
Hem yolcuyu korur — çünkü kimse bilmediği bir tehlikenin içine binmek zorunda değildir.
Hem de toplumu korur — çünkü trafikteki her araç, aslında bir zincirin halkasıdır.
Bugün şehirler, yalnızca beton ve asfaltla değil; güven duygusuyla ayakta durur. İnsan, bindiği aracın direksiyonundaki kişiye görünmez bir teslimiyet gösterir. Bu teslimiyetin karşılığı ise denetimdir, disiplindir, şeffaflıktır.
Bir taksiye bindiğinde “Acaba?” diye düşünmek zorunda kalan bir toplum, çoktan yaralanmıştır.
Bir dolmuşta yolculuk ederken içten içe huzursuzluk hisseden bir insan, aslında sistemin eksikliğini yaşamaktadır.
Bu yüzden diyorum ki:
Direksiyon başındaki her insan, yalnızca ehliyet değil; zihinsel yeterlilik de taşımalıdır.
Ve bu yeterlilik, düzenli ve zorunlu testlerle güvence altına alınmalıdır.
Çünkü mesele şudur:
Bir şehirde yollar ne kadar düzgün olursa olsun,
eğer o yolları kullanan bilinçler karanlıksa…
o şehir aslında bir uçurumun kıyısındadır.
Ve biz, kaderimizi karanlık zihinlere emanet edemeyiz.Devam ediyorum…
Çünkü bu mesele yarım bırakılacak bir cümle değil;
tamamlanmadıkça içimizde büyüyen bir sorumluluktur.
Bugün bir direksiyon başına geçen insanın, sadece aracı değil;
aynı zamanda bir toplumsal sözleşmeyi devraldığını anlamamız gerekiyor.
O sözleşme şudur:
“Ben seni sağ salim götüreceğim.”
Fakat uyuşturucu, bu sözleşmeyi sessizce yırtar.
Ne imza bırakır ne iz…
Ama sonuçlarını siren seslerinde, çarpışma anlarında,
ve geride kalanların gözyaşlarında görürüz.
Sorun sadece bağımlı olan sürücüler değildir.
Asıl sorun, denetimsizliğin verdiği cesarettir.
Çünkü insan, kontrol edilmediği yerde sınırlarını kaybeder.
Bu, yalnızca bireysel bir zafiyet değil;
sistemin boşluklarından doğan bir çürümedir.
Düşün…
Bir otobüs dolusu insanın hayatı,
tek bir zihnin berraklığına bağlı.
Ve o zihin, eğer bulanıksa;
o araç artık bir ulaşım aracı değil,
hareket eden bir risktir.
İşte bu yüzden düzenli testler bir seçenek değil,
zorunlu bir medeniyet refleksi olmalıdır.
Bu testler sadece “yakalamak” için değil,
aynı zamanda “önlemek” içindir.
Çünkü bağımlılık çoğu zaman görünmezdir.
İnsan kendini saklar, sistem görmezden gelir,
ve sonuç… kaçınılmaz olur.
Ama biz şunu yapabiliriz:
Görmezden gelmeyen bir sistem kurabiliriz.
Korku değil, güven üreten bir denetim anlayışı inşa edebiliriz.
Direksiyon başına geçen her insanın,
sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da “yolda” olduğundan emin olabiliriz.
Unutmayalım:
Trafik sadece araçların hareket ettiği bir alan değildir.
Trafik, insanların birbirine emanet olduğu bir düzendir.
Ve bu düzenin en büyük düşmanı;
görünmeyen, konuşulmayan, ertelenen tehlikelerdir.
Uyuşturucu, işte tam olarak budur.
Sessiz bir sabotajdır.
Bu yüzden mesele artık tartışma değil,
karar meselesidir.
Ya bu gerçeği görüp gerekli adımları atacağız…
ya da her kazadan sonra aynı cümleyi kurmaya devam edeceğiz:
“Keşke önceden önlem alınsaydı.”
Ama bil ki…
“Keşke” dediğin yer,
çoğu zaman çok geç kalınmış bir vicdanın yankısıdır.
Semih Aslanlar