Algı yönetiminde çağ atladık maşallah!

Bir organize yolsuzluk örgütü lideri buluyor, etkin pişmanlıktan yararlandırıp itirafçı yapıyoruz. Nasıl bir hukuk sistemimiz varsa artık, örgüt liderini bağrımıza basıp, sözde örgüt üyelerini tutuklamak için kılı kırk yarıyoruz.

O örgüt, bütün belediyelerde yolsuzluk yaptıysa da sadece hedef belediyelerdekini görüyor, gerisi es geçiyoruz.

Bir casus icat ediyoruz. Onu da etkin pişmanlıktan yararlandırıp ve itirafçı yapıp hedefteki siyasi rakiplerimizi siyaset yapamaz, hedefteki gazeteciyi gazetecilik yapamaz hale getiriyoruz.

Onun da iktidarla ilişkilerini, kamu kuruluşlarıyla yaptığı ticareti görmezden geliyor, çektirdiğimiz boy boy fotoğrafları es geçip sadece muhaliflerimize ‘neden bu adamla fotoğrafınız var’ diye suçlama yöneltiyoruz.

Haliyle halen aklı başında olanlar da soruyor; Niyetiniz yolsuzluğu cezalandırmak mı yoksa yolsuzluk bahane siyasi rakiplerinizi alt etmek mi?

Niyetiniz casusu anasından doğduğuna pişman edip casusluğu engellemek mi yoksa muhaliflerinizi ayak altından çekip dikensiz gül bahçesinde yürümek mi?

Nitekim, iddialara bakılırsa casusumuz İngiliz casusu…

Ne büyük tesadüf ki o İngilizlerin başbakanı aynı gün Türkiye’de… Törenle karşılıyoruz. Casusluk faaliyeti uluslararası krizdir, skandaldır, suçtur, hasımlıktır, düşmanlıktır.

Başka ülkelerde olsa kıyamet kopar.

Ama biz, hiçbir şey olmamış gibi davranıp, İngilizleri ihya eden bir ticari anlaşma ile sözde hasmımızı ödüllendiriyoruz.

Daha casusunun sorgusu bitmemişken, İngiltere Başbakanı ile Eurofighter Typhonn savaş uçağı işbirliği anlaşması imzalıyor; "Bu mutabakatı iki yakın müttefik olarak aramızdaki stratejik ilişkilerin yeni bir nişanesi olarak görüyorum" diyoruz.

Hesapta üzerimize casusluk faaliyeti yapan ama dost ve müttefik ülke öyle mi?

Hesapta suçüstü yakalamışız, kozlar bizim elimizde ama tavizi yine biz veriyoruz.

Anlaşmanın askeri ve stratejik yönünü bir yana bakıyorum, asıl tartışılması gereken o ama ben yine de ticari yönden bakayım çünkü toplumun büyük bir kesimi hayata ve olaylara bu zaviyeden bakıyor.

Turan Çömez iktidarın ticari başarısını merak etmiş ki soruyor;

“Almanlar da 3 hafta önce Eurofighter siparişi vermiş. 20 adet. 3.75 milyar Euro ya da 3.3 milyar pound. Uçak başına 165 milyon pound ödeyecekler.

Oysa aynı uçağı bize 400 milyon pounda veriyorlar. Yani uçak başına 235 milyon pound fazla ödeyeceğiz. Ya da bizim parayla 20 uçak için 263 milyar TL daha fazla ödeyeceğiz.

Var mı bunu izah edebilecek bir AKP’li? İngiliz Başbakanı neden sevinçten havalara uçtu anlaşılıyor!”

Bir başka sorusu yine kıyaslamalı;

“İngilizlerle anlaşma tamam. 20 Eurofighter için 8 milyar pound ödeyeceğiz. Daha bir yıl olmadı, İtalyanlar 24 Eurofighter için 6.5 milyar pound ödemişti. Yani İtalyanların 270 milyon pound ödediği bir uçağa biz 400 milyon pound ödeyeceğiz. İtalyanlara kıyasla yüzde 48 daha fazla ödeyeceğiz.

Özetle 145 milyar TL fazla ödeyeceğiz. Neden?”

Yine Turan Çömez, bu kez ironi yapıyor;

“Katar ve Umman’dan alacağımız ikinci el savaş uçaklarına bakım ve modernizasyon da gerekiyormuş! Sen bizim bilmem kaçıncı nesil KAANları Endonezya’ya sat, Git Arapların kullanılmış uçaklarını al! Bari az kullanılmış olsalar!”

Gazeteci ve politikacı ama ilgi alanı havacılık olan Ali Kıdık da soruyor;

“Türkiye, 2011’de 116 adet F-35 için 10 milyar dolar ödemeyi taahhüt etmişti.

Bugün ise İngiltere ile 20 adet Eurofighter Typhoon için 8 milyar sterlinlik anlaşma yapıldı.

116 adet 5. nesil uçağa 10 milyar dolar, 20 adet 4. nesil uçağa 8 milyar sterlin yani yine 10 milyar dolar.

Yani 116 Maybach parasına 20 Passat mı alacağız?”

Biz bu alışverişlerde sadece para mı kaybediyoruz? Sanmam…

Asıl kayıplarımızı büyük önder Atatürk yılar önce söylemiş; "Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar."