“20-25 yıl önce toplu iğne bile üretemiyorduk” sözü ilk kez söylenmedi ama toplumca balık hafızalı olduğumuz için ilk kez duymuş gibi davrandık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2022’de Gebze Bilişim Vadisi’nde katıldığı ödül töreninde de bu cümleyi sarfetmişti.

Dönemin bakanı Mustafa Varank’ın konuşmasına atfen, “Az önce sayın bakanımız tüfeklerden bahsetti. Bırak tüfeği Sayın Varank, ne tüfeği, bu ülke toplu iğne üretemiyordu” demişti.

Yine bir kesim alkışlamış bizim gibi pis muhaliflerde eleştirmiştik.

Geldiğiniz günden beri sata sata bitiremediğiniz fabrikaları babanızın evinden mi getirdiniz diye sormuştuk.

Evet, o fabrikaları ‘babalar gibi satarız’ demiş ve satmışlardı.

Yaşıtlarım bilir, eskiden beri fabrikaların satış veya özelleştirme gerekçesi, daha doğrusu vatandaşı ikna yöntemi ’devlet ayakkabı mı üretir yahu’ cümlesiydi.

Bununla da yetinmediler, bin bir emekle oluşturulan KİT’lerimizi bile isteye köstekleyerek atıl durumu düşürdüler ve çoğunu zarar etti gerekçesiyle sattılar veya özelleştirdiler.

‘Her biri bir çiftlik’ dediler oysa hısım akraba yandaş doldurarak o kurumları zarar ettirenler de kendileriydi.

Peki, bu fabrikalar gerçekten atıl mıydı? Yandaş yerleştirme merkezi miydi?

Tek bir örnek vereyim; Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası…

Sadece sanayi değil aynı zamanda kültür devriminin örneğiydi.

Evet şimdi fabrika denilince aklınıza bacasından simsiyah dumanlar tüten, işçilerini asgari ücretle açlığa mahkum eden, sadece çalışanını değil çevresini, havasını, suyunu istismar eden kuruluşlar geliyor ama o öyle değildi.

(Yılmaz Özdil arşivinden aktarıyorum) “Mustafa Kemal’in 1937’de bizzat açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda 2 bin 500 kişi çalışıyordu.

Tee 1937’de, işçilere kadınlı-erkekli balo düzenleniyordu, danslar ediliyordu.

700 kişilik sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı, haftada altı gün film gösteriliyordu.

İşçilerin tiyatro kulübü vardı, müzik grubu vardı, korosu vardı, fabrikanın radyosu vardı, fabrikada piyano vardı, piyano...

Resim-heykel sergileri açılıyordu, bahçesinde havuz, havuzun içinde bronz kadın heykeli vardı.

Spor kulübü vardı, Sümerspor... Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı, basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı.

Ameliyathaneli, laboratuvarlı, 40 yataklı hastanesi vardı, eczanesi vardı.

İlkokulu vardı, kadın işçilerin bebişleri için kreş vardı, 1937’den bahsediyoruz.

Giyecek kooperatifi vardı, fırını vardı, işçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için Gıdı Gıdı adı verilen mini treni vardı, kendi enerjisini kendi üretiyordu, santrali vardı, Nazilli’ye elektrik veriyordu. Özetle... Cumhuriyet mucizesiydi.

Mustafa Kemal açılışa geldi, Nazilli halkı teşekkür için 22 ayar altından anahtar yaptırmıştı, sembolik kapı o anahtarla açılacaktı. Mustafa Kemal “memlekete hayırlı olsun” dedi, açtı.

Bugünkülerin yaptığı gibi hatıra ayaklarıyla anahtarı cebine atmadı, “altın milletin hazinesine aittir” dedi, Celal Bayar’a verdi, Celal Bayar emaneti aldı, Ankara’ya gider gitmez hazine’ye kaydetti.

Zeka’yla akıl’la kurulmuştu...

Makineleri Rusya’dan satın alındı ama devletin kasasından, milletin kesesinden tek kuruş para ödenmedi, her şey narenciyeyle, portakalla mandalinayla ödendi.

Türk tekstilinin temeliydi.

Fabrika bünyesinde, Nazilli halkına, özellikle genç kızların meslek edinmesi için ücretsiz kurslar düzenleniyordu, okuma yazma kursu veriliyordu.

Civar köylere sağlık personeli gönderiliyordu, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu, bölgedeki sıtma salgını, fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutuldu.

İşçilerin 264 dairelik, bin kişilik lojmanı vardı. Hamam vardı, sadece işçilere değil, Nazilli halkına da açıktı.

Altı ayda bir yöre halkına ücretsiz basma dağıtılıyordu.”

Evet, Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulamasıydı…

Genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışını anlatan bir anıt fabrikaydı…

2002 de kapatıldı ve şimdiki iktidarın bakış açısını özetleyen anıt olarak, tarihte yerini aldı.