2026 yılı bütçe görüşmeleri başladı başlamasına ama görünen o ki çoğumuzu ilgilendirmiyor.

Apartman aidatını bile sorguluyor ama ödediğimiz vergilerden oluşan merkezi hükümet bütçesi ne kadar, nerelere harcanıyor, merak etmiyoruz.

Canlı yayınlanmasına rağmen televizyonu açıp, hadi vaktimiz yok sonradan tutanakları gözden geçirip, kim ne diyor, neyi savunuyor bakmıyoruz.

Ancak basının verdikleriyle ki o da kanalın politikasına göre değişen ve hatta kirletilen bilgilerle yetiniyoruz.

Onlara bakarsanız Türkiye uçuyor, Almanya bizi kıskanıyor, bu bütçe vatandaş ve hizmet odaklı bir bütçe, bu tam anlamıyla bir istikrar ve refah bütçesi, falan…

Gerçekten de çok güzel manipüle ediyorlar. İhracatımız şu kadar artmış diyor ama ithalat rakamlarını vermiyor dolayısıyla aradaki farkı yani açığı gizliyorlar, mesela…

Bütçemiz şu kadar artmış diye haberi ballandırıyorlar ama daha şimdiden 2 trilyon 712,7 milyar TL olarak açıklanan bütçe açığını gizliyorlar.

Hakkını yemeyeyim, az da olsa bütçe açığından söz eden gazete ve gazeteciler var ama onlar da bu bütçe açığını halka nasıl yuttururuz derdindeler.

‘Bu açığın sebebi israftan değil vefadan kaynaklanıyor. Kutsal iktidarımız, yaşadığımız felaketlerin yaralarını sarmak için bu bütçe açığını göze alıyor’ masallarına gülmemek elde değil.

Bir de bütçeyi, Cumhurbaşkanı adına sunan yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın anlattıklarına…

Dedi ki; “Türkiye, son yirmi üç yılda, Cumhurbaşkanımızın dirayetli ve vizyoner liderliğinde, makroekonomik istikrardan kurumsal reformlara, altyapıdan sosyal politikalara kadar pek çok alanda dünyaya örnek olacak bir kalkınma hamlesini başarmıştır. Bu süre zarfında, uluslararası gelişmişlik sınıflandırmasında alt-orta gelir grubundan üst-orta gelir grubuna kalıcı bir şekilde yükselen Türkiye'yi inşa ettik. Bu sadece ekonomik bir başarı değil güçlü bir devlet aklının, kararlı bir liderliğin ve milletimizin azminin ortak eseridir. Şimdi, yeni bir eşik noktasına gelmiş bulunuyoruz. Türkiye, artık, yüksek gelirli ülkeler ligine girmeye hazırlanan bir ülkedir.”

Yani, bütçeden ziyade rejimi savunan ve öven, bol bol cumhurbaşkanı güzellemesi içeren bir konuşma…

Peki kendisi yani bütçesini sunup savunması gereken cumhurbaşkanı nerede?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de konuşmasına bu soruyu sorarak başladı; “Bütçeyi hazırlayarak milletin işi ve aşı üzerinde siyasi tercihlerde bulunan iktidar sahiplerinin bu bütçeyi sahiplenmeleri gerekir.

Bu yönetim sistemi başladığında "Bu, tek kişilik hükûmet sistemidir; bakanlar artık atanmıştır, o yüzden Meclise karşı sorumluluğu yoktur; Meclise karşı tek sorumlu Cumhurbaşkanıdır." yaklaşımını hatırlatır, Cumhuriyet Halk Partisi 1 Ekimde uğradığı haksız saldırılardan dolayı bir günlüğüne bir konuşmayı dinlemeye gelmedi diye "Meclise saygısızlık yapıldı." diyenlere bugün bütçenin gerçek ve tek sahibi ve tek sorumlusunun Meclise gelip bütçesini anlatmak, savunmak, eleştirileri dinlemek yerine İstanbul'da olduğunu hatırlatır ve Meclise saygı olacaksa bir ritüelin olduğu gün gelip bu kürsüden siyasi bir konuşma yapmakla değil gelip bu millete bütçenin hesabını vermekle olduğunu hatırlatırım.

Allah, kimseyi, yaptığı bütçenin hesabını millete vereceği yerde olma cesaretinden mahrum bırakmasın.”

Evet, bütçe önemlidir, bütçe haktır, bütçe namustur…

Hatırlatalım; Çıkış ve dünyada ilk uygulama tarihi 1215’tir.

Peki, nasıl başladı?

İngiliz halkı, ‘bir dakika arkadaş, tamam kralsın ama bütçe de bizim bütçemiz, bizim verdiğimiz vergilerden oluşuyor, dolayısıyla bu parayı nereye harcıyorsun bilmek hakkımızdır’ talebiyle bastırdı da öyle...

Vergi koyma, toplama ve harcama yetkisinin kral, hükümdar ya da yönetici olarak hangi sıfatı taşırsa taşısın tek bir kişiye bırakılmaması mücadelesi yaptılar ve kazandılar.

Böylece dünyada ilk olarak bu yetkinin halk temsilcilerinin oluşturduğu bir oluşumca denetlenmesi hakkı doğdu.

Bu hak, anayasa hukukunun temel kurallarından biri olarak pek çok ülkede uygulandı.

Gördüğünüz gibi; Bütçe hakkı, halkın seçtiği parlamentolar aracılığı ile kamu gelir ve giderlerini belirleme hakkıdır. Dünyada halkın haraç ödemekten vergi ödemeye geçişi, vergilerin nerelere harcandığını denetlemesi, bütçeye 'evet' veya 'hayır' demesi, binlerce yıllık demokrasi mücadelesinin bir sonucudur.