Eskiden bir şehit haberi ile tüm ülke yasa bürünür, her şehit cenazesinde yer yerinden oynardı.
Şimdi alıştık, moda deyimi ile kanıksadık.
O kadar kanıksadık ki Milli Savunma bakanı Yaşar Güler’in, açılım sürecini beraber yürüttükleri terör örgütü tarafından şehit edilmesi haberini “İnşallah terörsüz Türkiye’ ye ulaşacağız. Bu arada dün bir tane dore attılar, o da bizim Mehmetçiğe çarptı ve hastaneye götürdük. Kurtaramadık! Şehit oldu” şeklinde aktarması bile bizi şaşırtmadı, üzmedi.
Eski açıklamalar ‘kanı yerde kalmayacak, hesabı sorulacak ile başlar kederli aileye ve Türk milletine baş sağlığı ile sona ererdi, değil mi?
Millete ve aileye taziye, kahpe terör örgütüne de göz dağı verilirdi, değil mi?
Artık öyle değil, artık ortada kutsal(!) bir süreç var ve artık şehitlerimiz sayıdan, istatistikten ibaret ve artık olay bir tür iş kazası ve şehidimiz kutsal süreç uğruna bir zayiattan ibaret…
Haliyle şehit haberi bile ‘bu arada’ denilerek, önemsiz bir teferruat olarak addedilen sıradan bir olay haline getirildi.
Bu arada son şehit haberini çoğunuz duymadı bile, gündemin arasında eridi hatta gündeme zarar vermesin diye görmezden, duymazdan gelinip, görmemeniz, duymamanız istendi.
Sırrı Süreyya Önder için cenaze töreni düzenlendiği gün Irak’ta, kahpece düzenlenen bir mayın tuzağı ile şehit edilen Uzman Çavuş Önder Özen’in cenaze töreni vardı.
Henüz 4 yaşındaki kızı Alya’nın, şehit babasının resmini toplu iğne ile yakasına takan komutanı ‘toplu iğne babama batıyor, babaya batmadan kenardan yapalım’ diye uyarması yürekleri dağladı.
O minik yüreği ile al bayrağa sarılı tabutun başından hiç ayrılmadı.
Aynı gün devlet töreni ile defnedilen sırrı Süreyya Önder’in tabutunda da Türk bayrağı vardı.
Ama, bu ne yaman çelişkidir ki Önder’in cenaze töreninde tıpkı son şehidimiz Önder Özen gibi binlerce askerimizin katili bir terör örgütünün elebaşının mektubu okundu.
Kanıksattılar ki hiç kimse tepki göstermedi.
İkisi de al bayrağa sarılı iki tabut…
Birinde kahpe örgütün şehit ettiği bir kahraman, ötekinde bebek katilini ‘babam’ diye savunan bir başkası ve ikisi de devlet töreniyle defnediliyor…
Ne yaman çelişki değil mi?
Cenaze vesilesiyle kalabalıklar caddelerde ‘Abdullah Öcalan’a özgürlük” sloganlarıyla yürüdü.
Ne soruşturma ne müdahale…
Ya aksi olsaydı?
Bir grup vatandaş ‘Kahrolsun PKK’ sloganlarıyla yürüyüş yapsaydı?
Bu ne yaman çelişki değil mi?
Şimdi diyeceksiniz ki ‘hocam, sen barış düşmanı mısın?’
Hayır, ben bize barış diye yutturulan şu ucube sürecin düşmanıyım.
Bir devlet töreninde ‘Apo benim babamdır’ diyen birinin barış elçisi olarak sunulmasına karşıyım.
Bu barış kelimesi de çelişki yüklü, daha doğrusu o hale getirildi.
Hatta öyle bir hale getirildi ki bunların barıştan anladığı ülkenin bölünmesi…
Yahu bebek katiline af getirmek midir barış?
On binlerce canımıza, milyarlarca liramıza mal olan bir kahpe örgüt ile el sıkışmak ve onların taleplerini yerine getirmek midir barış?
Üniter yapımızdan vazgeçmek, eyalet ya da federasyonlara bölünmek, ayrı resmi dil icat etmek midir barış?
Dolayısıyla ben, barış adı altında iğrenç taleplerin kabulüne, bugüne kadar yaşatılan pisliklerin üzerinin örtülmesine karşıyım.
Hala algılayamayanlar ama doğru algılamak isteyenlerin, algı ayarlarını değiştirmelerinde yarar var.
Algılamak istemeyenler için de ne demiş şair; Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davulun tokmağı bile az!