“Marmara depremi çok fena vuracak.”

Bu cümleyi duymayan kaldı mı bilmiyorum. Kahvede, otobüste, market sırasında, WhatsApp gruplarında… Her yerde aynı cümle. Bu sefer çok büyükmüş. Bu sefer yıkıcıymış. Hatta öyle ki, sanayi başka bölgelere taşınıyormuş, devlet bile hazırlığını yapmış.

E peki biz ne yapıyoruz?

Biz, her sabah işe gidiyoruz. Çocuğu okula bırakıyoruz. Akşam eve dönüyoruz. Ama kafamızın bir köşesinde sürekli aynı soru:

“Ya bugün olursa?”

Deprem gerçeğini inkâr eden yok. Bu ülkede yaşayan herkes 1999’u ya yaşadı ya da enkaz görüntüleriyle büyüdü. Ama mesele şu: Sürekli korku pompalamak, insanı hazırlamaz; insanı felç eder.

Bakın etrafınıza…

İstanbul’da yaşayan milyonlarca insan var. Sakarya’da, Kocaeli’nde, Bursa’da… Hepsi her an deprem olacakmış gibi mi yaşayacak? Çocuklar “anne evimiz yıkılır mı?” diye sorarak mı büyüyecek? İnsanlar ev alırken “mutfak güneş alıyor mu?” yerine “enkaz altında kaç dakika yaşarım?” hesabı mı yapacak?

Bu hayat mı?

Bir yanda “çok fena vuracak” diyenler,

Diğer yanda hâlâ denetimsiz binalar,

Toplanma alanı diye AVM yapılan arsalar,

Deprem vergisinin nereye gittiğini bilmeyen bir toplum.

Sonra çıkıp diyoruz ki: “Korkmayın ama…”

Olmuyor işte.

Japonya’da da deprem oluyor. Hem de bizden büyük. Ama kimse sabah kalkıp “bugün ölür müyüz” diye yaşamıyor. Çünkü orada korku satılmıyor, önlem satılıyor. Bizde ise önlem sessiz, korku manşet.

Bir uzman çıkıyor: “7,5 olacak.”

Diğeri: “8’e yakın.”

Bir başkası: “Şu fay daha tehlikeli.”

E kardeşim, bu bilgiler vatandaşa ne kazandırıyor?

Evini mi güçlendirdi?

Mahallesine mi toplanma alanı açıldı?

Binayı denetleyen mi oldu?

Hayır.

Sadece uykular kaçtı.

İnsan sürekli ölümle yaşatılmaz. Sürekli tehdit altında tutulan toplum ya kabullenir ya da umursamaz olur. Bugün geldiğimiz nokta tam da bu:

Bir kesim panik halinde,

Bir kesim “ne olacaksa olsun” noktasında.

İkisi de tehlikeli.

Deprem konuşulmasın demiyorum. Tam tersine, doğru şekilde konuşulsun diyorum.

“Şu tarihte olacak” diye değil,

“Şu binaya girme” diye konuşulsun.

“Felaket geliyor” diye değil,

“Şu önlemi alırsan hayatta kalırsın” diye anlatılsın.

Yoksa bu korkuyla nereye kadar?

İnsan, her gün ölümü bekleyerek yaşayamaz.

Korku bilinç üretmiyorsa, sadece acı üretir.

Ve biz bu ülkede zaten yeterince acı yaşadık.