Bir haftadır deprem bölgesini iki farklı gözle pencereden izledik.
Muhalefet eksiklikler üzerine ışık tutup, halen mağduriyeti giderilemeyen toplum kesimini ve onların feryatlarını ön plana çıkarırken, iktidar, tutamadığı sözlerin tutulan kısmı üzerine yoğunlaşıp "Küllerinden Doğdu Yine, Türkiye'min Gücüne Bak" temalı bir toplu açılış töreni yaptı.
Sizi bilmem ama ben Cumhurbaşkanının en son ziyaretinde yıkıntıların ve sıkıntıların paravanlarla örtüldüğünü gördüğümden beri, iktidarın her sözüne şüphe ile bakıyorum.
Cumhurbaşkanını bile yanıltmaya cüret edenler, biz halka neler yapar Allah bilir!
Böyle durumlarda şüphe iyidir. Şüphe sizi yanılgıdan kurtarır, doğruya götürür.
Nitekim çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, deprem bölgesindeki barınma sıkıntılarının muhalefetin dediği gibi olmadığını, kiraların 5 bin TL’ye kadar düştüğünü söyleyince, herkes gibi beni de aldı bir şüphe…
Allah’tan ki günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay, ilanları taradım, 5 bin TL’ye bırakın evi, samanlık bile bulamadım.
Sonra anlaşıldı ki Murat Kurum’un gözümüze soktuğu ilan ve duyurular yıllar öncesine aitmiş. Artık bürokrat ve danışmanları mı Murat Kurum’u kandırdı, Murat Kurum mu bizi, bilemem?
Bahsettiğim anma ve bir nevi reklam töreninde gerek Erdoğan gerekse Bahçeli, tek dertlerinin muhalefete haddini bildirmek olduğunu bir kez daha ortaya koydular.
Erdoğan; 'Bunlar bu evleri bitiremez. Bunların 'bitmez' dediği evler burada" diye konuştu. Tamam görüntü de ev var ama bunlar verilen sözleri karşılıyor mu? Maalesef. Çünkü verilen sözleri göre tamamı bir yıl içinde bitirilecek ve hak sahiplerine teslim edilecekti. Bugün üçüncü yıldayız ve dağıtılan evler, vadedilenin yüzde 70’i…
Ve evlerine kavuşanların büyük bir kısmı da şikayetçi. Paravanın arkasına geçip Erdoğan’dan ve halktan gizlenen gerçekleri ortaya çıkaran Özgür Özel anlattı; “İnsanlar anahtarı alıyorlar, hazır değil. En az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira masraf edilmeden eve geçilemiyor. Evin çatısı akmasa, borusu akıyor. Borusu akmasa, camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış.”
Nitekim yere basının kamuoyuyla paylaştığı fotoğraflar da Özgür Özel’i teyit ediyor.
Bahçeli yine gönündeydi; “Dedikodu borsasında fitne hissesine yatırım yapan henüz toprak altında feryatları duyulurken devletin acze düştüğünü utanmadan, sıkılmadan iddia eden fırsat düşkünü kötüler, niyetliler olmayan ganimeti yağmalamak için pusuya yatsalar da maskeleri kısa süre düşmüştür" dedi.
Bunları duyunca, binlerce örneği var ama enkaz altındaki kızının elini günlerce bırakamayan baba fotoğrafı geldi gözümün önüne. İşte o fotoğraf, devleti bilmem ama iktidarın acze düştüğünün fotoğrafıdır.
Bir de bırakın yıkıntıları, evler yıkılmış falan, geçin, yıkılanın yerine yenisi yapılır. Mülkün yani devletin temeli olan adalete gelin.
Yahu depremdir, yandaş müteahhitlere yaptırdığınız adalet saraylarınızı anında yerle bir eder, onu anlarız da adaleti kim yıktı?
Bakın, mağdur ailelerin feryadı üzerinden tek bir örnek vereyim; “Grand İsias Otel 6 Şubat’ta çöktü; 35’i KKTC’li voleybol sporcusu, 32’si turist rehberi ve rehber adayı 72 insan hayatını kaybetti.
Bugün biliyoruz ki bu bina 20 yıl önce ruhsata aykırı bulunmuştu.
Yıkılması gerekirken para cezasıyla kurtarıldı, ardından iskân verildi.
Denetim yapılmadı, sorumluluk alınmadı, suç büyütüldü.
Buna rağmen mahkeme, depremlerin 3. yılına 2 gün kala açıkladığı gerekçeli kararda “daha önce böyle deprem olmadı, şanslarına güvendiler” diyerek düşük cezayı meşrulaştırdı.
Devlet şansa güvenmez. Devlet yıkar, durdurur, hesap sorar.
Bu karar adalet değil; kamu ihmallerini ve imar suçlarını koruma tercihidir.
Bu karar, acıyı dindirmiyor; ihmali sıradanlaştırıyor. Kıbrıslı ailelerin adalet talebi, hepimizin ortak yükümlülüğüdür. İsias’ta kaybettiklerimizi anıyor, bu sorumluluğun üstünün örtülmesine izin vermeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz…”
Yıllardır yazıyor, uyarıyorum; Özellikle yaşadığımız afetlerden sonra daha iyi anlıyoruz ki devlet, devlet olma vasfını yitirdi, tepeden tırnağa bir çürümüşlük hakim oldu.
Hukuk sistemin işlevsizleştirildi. Adalet sistemi taraflı hale getirilip güçlülerin emrine sunuldu. Hukukun üstünlüğü ilkesi rafa kalktı.
Dolayısıyla önce mülkün temelini adaletle sağlamlaştırmamız gerekiyor ki bizi hiçbir deprem yıkamasın…