Türklerin yoğun yaşadığı, Türk Federasyonlarının etkin faaliyet yürüttüğü Almanya ve Avusturya, biraz da PKK lobisinin bastırmasıyla Bozkurt işaret ve amblemini yasaklamıştı malumunuz.

Avusturya’da, Meclis'te kabul edilen sembol yasası, 1 Mart 2019 itibariyle yürürlüğe girmişti.

Sadece Bozkurt değildi elbet, sözüm ona ülkede yasa dışı gruplara ait olduğu iddia edilen 13 flama, sembol ve işaret yasaklanmıştı.

Yasaya aykırı davrananlara 4 bin Euro'ya kadar para veya bir ay hapis cezası verilebilecekti.

Bizi ilgilendiren kısmı bozkurt işareti, hilal içinde bozkurt sembollerinin çeşitli versiyonlarına yasak getirilmesiydi.

MHP ve Ülkü Ocakları'nın kullandığı bozkurt işaretinin yasaklanması, tepkilere neden olmuş, hatta Türkiye Dışişleri Bakanlığı şiddetle kınadığını belirtmişti.

Hep kınamakla kaldığımız için, yasa yürürlüğe girdi bile…

Ama birileri kınamakla kalmadı.

Bir avuç Ülkücü, Federasyondan bağımsız eylem ve protesto gerçekleştirdiler.

Bunlardan birisi de İzzet Özavcı, namı diğer Kürt İzzet…

Evet, evet Kürt İzzet. Yani gerçekten Kürt…

Akyazılı Kürt İzzet ve bir avuç Ülkücü bu yasağa tavır koymuş Viyana’nın önemli merkezlerinde inadına Bozkurt işareti yaparak yasağa direnmiş ve kamuoyu oluşturmaya çalışmışlardı.

Haliyle suç teşkil eden bu eylemlerinin karşılığında tutuklandılar. Sorguya çekildiler ve tutuksuz yargılanıyorlar.

İlk baştan, ne yalan söyleyeyim kızmıştım, ‘Deli Kürt davaya zarar veriyorsun, biraz da aklını kullan, ilmi siyaset ne gerekiyorsa öyle davran’ demiştim.

Şimdi bakıyorum da Kürt İzzet ve arkadaşlarının eylemleri ses getirmekle kalmamış, en azından mahkeme aşamasında kafa karışıklığına yol açtığı gibi belki de yargı mensuplarının ‘ne var canım bunda’ aşamasına getirmiş.

Gerisi Kürt İzzet’ten aktarayım;

“Arkadaşlar, mahkeme ile ilgili açıklama yapayım...

3 gün beklemem gerektiğini Avukatım söyledi.

Şimdi, önce bir konuya açıklık getirelim.

Avusturya’da A.İ.H.M’e itiraz eden ilk ve tek kişi yaklaşık 5 ay önce vefat eden İnnsbruck’tan Rahmetli Servet Başer başkanım...

Ve bu konuda Avusturya’da dava açan tek avukat da şu anki avukatımız Öztürk bey.

Mahkemede hakim gerçekten çok iyiydi. Şunu söyledi “Böyle bir mahkeme ilk defa oluyor bölgemde bende heyecanlıyım.”

Önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, daha sonrada Avusturya Anayasa mahkemesinin onaylaması gerekiyormuş...

Ama bu dava için daha Kanun yok dedi.

Avukat, itirazı yazalı olarak yaptığımızı fazla konuşmamamızı söyledi ama hakim direk bana sordu..

Sen dedi Bozkurt terör örgütünün üyesi misin?

Güldüm, Öyle bir terör örgütü varsa da enim haberim yok, siz madem biliyorsunuz, yerini söyleyin, dedim.

Ben çocuklarıma (Salonda oğullarım da vardı, onları göstererek) çakal gibi it gibi her boka koşmayın Yerde Bozkurt gibi asil yaşayın. Gökte karga gibi her boka konmayın, kartal olun, derim.

Geldiğimiz vatanda Türk milletinin sembolü bozkurttur

Sizin doğduğunuz, yaşadığınız ülke Avusturya da milletin sembolü kartal…

Şimdi sayın hakim, siz kartalı sevmekle terörist mi oluyorsunuz?

Salonda bir sessizlik, avukatım da şaşkın.!!!

Sonra peki dedi, Kürtlere ve Alevilere bakış açın nedir?

Gülümsedim. Lütfen geçmiş dosyalarıma bakın 5 sabıka kaydım var (silah ve kavga) lakabıma bakın

Kürt izzet diye tanırlar beni. Alevi dediniz arayın Alevi dernek başkanlarını sorun. Avusturya’nın

4’de üçünde kavga olmuyorsa, Kürt-Türk-Alevi-Sunni birbini yemiyorsa, son 12 yıldır sebebi benim...

Bakın dedim..

Benim Atalarım Orta Asya’dan gelmiş, Türk, anne tarafım Çerkez, Abhaz, Türk, Kürt.

Babaannem alevi kültürü üzerine yaşar ve bana anlatırdı. Babam kemençe çalardı, laz mısın derlerdi,

Biz, o vatanda ırkçı olmadık, milliyetçiyiz, o millete de Türk milleti denir, dedim.

Ama eğer milletini sevmek ırkçılık ise yapacak bir şey yok ben de ırkçıyım o zaman dedim.

Bozkurt bir örgütün ya da partinin değil milletimin sembolüdür.

Tabi şaşırdılar, avukatımda dahil..

Ve bu konu ile ilgili bir dava olmadığı için ve kanun da olmadığı için hakim, sana inanıyorum, çok güzel açıkladın, ben ikna oldum ama neden genelde bu işareti ATF yani ülkü ocaklar yapıyor? Ama tek bir itiraz yapmadı, sen oraya üye değil misin, diye sordu.

Son 5 yıldır  değilim dedim. Sadece şunu diyebilirim. Orası bir partinin temsilcisi.

Oysa ben şu anda bir milletin (Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Gürcü’sü, Manavı Yörük’ü ile Türk milletinin temsilcisiyim,

Hakim yine, ben sana inanıyorum, ikna oldum ve bana kalsa ben bu davayı kaldırırım...

Ama şunu yapıyorum senin tüm cezanı yüzde 50 düşürüyorum, 7 mahkeme daha olacak ama sadece 5 dakika sürecek, eğer senin anlattığın gibi ve senin kişiliğin gibi birileri anlatsa bu kanun direk kalkardı, dedi.”

Kürt İzzet, bireysel davrandı ve bireysel savunma geliştirdi, doğru da yaptı.

Dolayısıyla burada ATF niye alanlara inmedi demiyorum, inilseydi Bozkurt bir parti/örgüt sembolü olarak değerlendirilecek ve öyle olumlu bir tepki ile karşılaşmamız mümkün olmayacaktı.

Demek ki Ülkücüler bu konuda parti-örgütten bağımsız hareket etmelerinde yarar var.

Bu yasak kalkarsa böyle kalkar diye düşünüyorum.

ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK VE SİYASETE YANSIMALARI

Kim ne derse önümüz seçim…

Öyle zamanın da falan değil erken hatta baskın seçim…

Lakin bakıyorum da çoğunluğun umurunda değil. Ne değişecek havasındalar.

Bakıyorum da ortalık ‘bu memleket bitti, iktidar değişse ne olacak, gelen anki düzeltecek mi’ diyen umutsuz ama bu düşüncesinde haksız insanlarla kaynıyor.

Evet haksızlar ve bütün bunlar ‘öğretilmiş çaresizliğin’ toplum üzerindeki tezahürlerinden başka bir şey değil.

Nedir o ‘öğretilmiş çaresizlik’ bir bakalım.

İçinde beş maymunun bulunduğu kafesin tepesine muzlar asılır.

Altına da uygun mesafede bir sehpa veya merdiven…

Muzları yemek için hamle yapan maymunlara tazyikli su sıkılır.

Bir süre sonra maymunlar hamle yapmayı bırakırlar.

O ara maymunlardan birisi yeni bir maymun ile değiştirilir.

Kafesin yeni misafiri içinden ’yahu tepede muzlar asılı, bu dangalaklarda oturmuşlar seyrediyorlar’ diye muzlara hamle yapınca diğer maymunlar tarafından tekme tokat engellenir.

Maymunlar değiştikçe bu böyle sürer gider.

Artık maymunların muza ulaşmalarını engellemek için dışarıdan müdahaleye ve masrafa gerek kalmamıştır.

Artık maymunlar çaresizliği öğrenmişlerdir.

Hamle yapsalar da başaramayacakları ve boş yere zarar görecekleri duygusu aşılanmıştır maymunların kafasına.

Daha beteri de aralarından birinin hakkı olana uzanması durumunda onu engelleme duygusudur.

Bir örnek daha verelim;

Bilim adamları, kafesin sol tarafına elektrik kabloları döşediler, böylece kafese konan bir köpek sol tarafa her ayak basışında elektrik çarpmasına maruz kalıyordu. Köpek sağ tarafta kalmayı çabucak öğrendi.
Sonra kafesin sağ tarafına aynı amaçla elektrik verildi ve sol taraf elektrikten arındırıldı. Köpek kısa sürede uyum sağladı ve kafesin sol tarafında kalmayı öğrendi.

Ardından kafesin tabanı tümüyle elektrik kabloları döşendi, öyle ki köpek ne şekilde kalırsa kalsın mutlaka elektriğe maruz kalıyordu.

Köpek önce kafası karışmış gibi davranışlar gösterdi ve sonra panikledi. Sonunda ‘vaz geçti’ ve uzanıp yattı, elektrik akımlarını kabullendi ve artık onlardan kaçmaya ya da onları yenmeye çalışmadı.
Ama deney bitmemişti. Sonra kafesin kapısı açıldı. Bilim adamları köpeğin koşarak dışarı fırlayacağını umdular, ama o kaçmadı. Öylece elektrik akımlarına maruz kalarak yatmaya devam etti.
Bilim adamları bundan yola çıkarak bir hayvan şiddete maruz kaldığında, bu rahatsızlığa uyum gösterme eğilimi sergileyeceği, şiddet kesildiği ya da özgür bırakıldığında bile kaçma içgüdüsü büyük ölçüde azaldığı için, yerinden kıpırdamayacağı sonucunu çıkardılar.

Bütün bunlara Psikiyatri biliminde “Öğretilmiş Çaresizlik” denilir.

Maymunlar ve köpekler üzerinde etkili olan bu deney, zamanla çeşitli versiyonlarıyla insanlar ve insan toplulukları üzerinde denendi.

Toplum mühendisleri, kolektif şuurumuzu ve milli hafızamızı dumura uğratmak için öğretilmiş çaresizlik olgusunu kullandılar.

Ve başardılar…

Kararlarımızı öğretilmiş çaresizliğimiz belirliyor artık…

Haklarımız ve haksızlıklara uğramamızla ilgili tepkilerimizi…

Kime oy vereceğimizi veya vermeyeceğimizi…

Hükümete yani hortumu elinde tutan güce karşı nasıl davranacağımızı…

Velhasıl, hayatın hemen her alanında tercihlerimizi öğretilmiş çaresizliğimiz belirliyor.

Bu birazda aldığımız eğitimle desteklendiği içindir ki çevremiz ‘yapamayız, başaramayız, ulaşamayız, beceremeyiz’ diyen insanlarla dolu.

En kötüsü de mücadele etmeyi geçtim, mücadele edenlere ayak bağı olmaları…

ADAM HAKLI

GÜNÜN (Ç)ALINTISI

Henüz Sovyetler dağılmadan, Fransa’dan Ermenistan’a göç eden bir Ermeni, Sovyet istihbaratının takibine takılmamak için Paris’te kalan ağabeyi ile şöyle anlaşır: ‘Oradaki durumu yazarken eğer iyi ise sorun yok, açık açık mavi mürekkeple yazarım, ama kötü ise haliyle iyiymiş gibi ama yeşil mürekkeple yazacağım, sen anlarsın.”
Bir zaman sonra ağabeyine şöyle bir mektup gelir: “Her şey gayet güzel, mükemmel, barış ve huzur içinde yaşıyoruz, aç açık değiliz, ev verdiler, iyi bir iş temin ettiler, her şey dört dörtlüktür, ufak tefek eksikler var kuşkusuz ama önemli değil, örneğin hiç yeşil mürekkep bulamadım.”

Ben de aşağıdaki satırları aslında yeşil mürekkeple yazacaktım ama bulamadım.

Türkiye bir süper ülke oldu.

Çünkü başkanlık sistemine geçtik ve başındaki kişi Türkiye’yi uçurdu.

Tüm dünyaya kafa tutuyor, herkese diz çöktürüyoruz.

Şimdi de bütün alicenaplığımız ve lider ülke olmamızın avantajı ile Amerika başta olmak üzere koronaya diz çöken ülkelere yardım yapıyoruz.

Amerikalısından Çinlisine kadar bütün dünya bizim hibe ettiğimiz maske ve test kitlerini kullanıyor.

Korona ile dünyada en etkili mücadele Türkiye’de yapılıyor.

Bu konuda bütün ülkeler bizi kıskanıyor.

İktidar halkın tüm ihtiyaçlarını karşılıyor.

Bedava maske dağıtıyor, kolonyayı eksik etmiyor.

Borçlar erteleniyor, isteyene cazip ödeme koşullu krediler veriliyor.

Sen yeter ki evde kal kampanyasına uyan bütün vatandaşlarımızın evlerine günlük her türlü gıda desteği sağlanıyor.

Ekonomimiz hiç olmadığı kadar güçlü, İMF’ye bile yardım yapabilir, isteyen her ülkeye faizsiz kredi desteği sağlayabiliriz.

Turizm Bakanlığı, korona sonrası için bütün tedbirleri aldı, Türkiye turist akınına uğrayacak.

Salgından zarar gören bütün işletmelere finans desteği sağlandı.

Bu gidişle dünya açlıktan ölecek ama biz her türlü tedbiri aldık.

Tarım Bakanımız -hay Allah ismini unuttum- 7/24 çalışıyor.

Çiftçilerimize ve üreticilerimize destek yağdırıyor.

Başta gübre, mazot ve finans olmak üzere bütün ihtiyaçları temin ediliyor ki bu gidişle Türkiye kendi kendine yeten ülke olmakla kalmayacak, tüm dünyayı da besleyecek.

Bugünlük yazacaklarım bu kadar.

Dediğim gibi yeşil mürekkep bulamadım ama sorun değil.