Sakarya Nehri’nde 1 ila 3 yıl süren sessiz yaşamın ardından sadece tek bir gece çiftleşmek için su yüzeyine çıkan birgün sinekleri, Eski Sakarya Köprüsü’nde büyüleyici bir görsel şölen sunuyor. Ancak bu eşsiz doğa olayı, ilgisizlik ve koruma eksikliği nedeniyle bir çevre felaketine dönüşme riskiyle karşı karşıya.

Yıllarını Sakarya Nehri’nin dip çamurunda, karanlık suların koynunda geçiriyorlar. Bir ila üç yıl süren o uzun, sessiz hazırlık dönemi, tek bir geceye sığacak kısacık bir erginlik mucizesi için... Sonra birden, Temmuz ya da Ağustos’un o sıcak akşamlarından birinde nehrin bağrından kopup gökyüzüne ağıyorlar.

Geniş kanatları ve zarif bedenleriyle birgün sinekleri —yani doğanın o en şiirsel adı verilmiş canlıları, Ephemera’lar— ölüme koştukları son bir dans için meydandalar.

Geçtiğimiz akşam yine Eski Sakarya Köprüsü’nün üzerindeydim. Onlarca aile, çoluk çocuk toplanmış, aydınlatma direklerinin etrafında dönen milyonlarca sineğin o büyüleyici ritüelini izliyordu. Beyaz bir kar fırtınası gibi direklerin ışığına üşüşüyor, havada aşkla ve ölümle harmanlanmış o tek uçuşlarını yapıyorlardı. Çiftleşiyor, yumurtalarını nehre bırakıyor ve sabaha karşı köprü zeminini beyaz bir örtü gibi kaplayarak can veriyorlardı. İzlemesi heyecan verici, bir o kadar da ürpertici bir doğa olayı...

Köprünün üzerinde durup bu görsel şöleni izlerken içimi kaplayan o tanıdık sitemi bastıramadım. Biz Sakaryalılar olarak, elimizdeki değerlerin kıymetini ancak onları tamamen kaybetme eşiğine geldiğimizde mi anlayacağız?

Yıla yayılmış koca bir ömrün son bir saatlik çırpınışını izlemek için köprüye akın ediyoruz; "Ne kadar ilginç, ne kadar ilahi bir olay" diyerek fotoğraflar çekip sosyal medyada paylaşıyoruz. Peki ya sonra? Sonra araçlar o can veren bedenlerin üstünden ezerek geçiyor, nehrin kıyısındaki kirlilik her geçen yıl biraz daha büyüyor, şehir ışıklarının bilinçsiz tasarımı bu canlıların yön duygusunu mahvedip toplu kıyımlara sebep oluyor.

Bu olay sadece meraklı gözlerle izlenip geçilecek bir "hafta sonu seyirliği" değildir. Bu, Sakarya Nehri’nin hâlâ nefes aldığının, ekosistemin henüz tamamen ölmediğinin kanıtıdır. Birgün sinekleri, su kalitesinin ve biyoçeşitliliğin en hassas göstergelerinden biridir. Su kirletilirse, nehir yatağı tahrip edilirse bu sinekler yok olur. Onlar yok olursa, nehrin balıkları, kuşları, yani Sakarya’nın ruhu yok olur.

Soruyorum size: Dünya üzerinde kaç şehirde böyle görkemli ve nadir bir doğa olayına şehir merkezinin yanı başında tanıklık edilebilir? Avrupa’da olsa etrafı koruma bantlarıyla çevrilip devasa ekoturizm festivallerine dönüştürülecek, bilim insanlarının araştırma alanı yapılacak bir olguya biz sadece "ışığa üşüşen böcekler" muamelesi yapıyoruz.

Bu ilgisizlik ve vurdumduymazlık artık son bulmalı; Eski Sakarya Köprüsü ve çevresi, bu ölüm dansının yaşandığı kritik haftalarda özel koruma alanı ilan edilmelidir. Dansın yaşandığı saatlerde köprü araç trafiğine kapatılmalı ve araçların bu canlıları ezmesi engellenmelidir. Işıklandırma sistemleri, sinekleri nehir yatağından tamamen koparıp karada ölüme sürüklemeyecek şekilde, bilimsel yöntemlerle ve doğa dostu spektrumlarla yeniden düzenlenmelidir. Bölgeye bilgilendirme panoları konulmalı, burası Sakarya'nın önemli bir "Doğal Miras Noktası" olarak tescil edilmelidir.

Eğer nehrimize, toprağımıza ve onun sunduğu bu mucizelere sahip çıkmazsak; yarın torunlarımıza anlatacak tek bir doğa olayımız bile kalmayacak. Sakarya Nehri bize sadece su değil, yaşam ve görsel bir hafıza sunuyor. O hafızayı korumak ise bu şehirde yaşayan herkesin, en başta da mülki idarecilerin boynunun borcudur.

Işıkların etrafındaki o son dans bitmeden, bizim duyarsızlığımız son bulsun artık.