Son zamanlarda Sakarya sokaklarında yürürken dikkatinizi çekti mi bilmem? Bir süredir mahalle aralarında, parklarda görmeye alışkın olduğumuz o tanıdık yüzler, sokak köpekleri giderek azalıyor. Valilikten açıklanan resmi verilere göre, Ağustos 2024’ten bu yana 26 binin üzerinde sahipsiz köpek toplanarak barınaklara ve doğal yaşam merkezlerine götürülmüş. İlk bakışta kent sakinlerinin şikayetlerinin azaldığı, sokakların "daha güvenli" hale geldiği söyleniyor.
Peki, madalyonun diğer yüzünde ne var? İşte tam da bu noktada içimi kaplayan o derin endişeyi dile getirmeden edemiyorum.
Elbette kimse sokakta bir çocuğun korkuyla kaçmasını, ısırılma vakalarını ya da kontrolsüz şekilde artan nüfusun yarattığı olumsuzlukları savunmuyor. Belediyelerin kapasitelerini artırması, hibelerle yeni alanlar açması ve kısırlaştırma seferberliği yürütmesi kağıt üzerinde çok önemli adımlar. Ancak binlerce can dostumuzun bir anda sokaklardan çekilerek devasa barınaklara toplanması, kent kültürümüz ve vicdanımız açısından yeni soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Her şeyden önce soralım: 12 bin küsur kapasiteli bakımevleri, kısa sürede toplanan 26 bin köpeğin bakımına gerçekten yetişebiliyor mu?
Bir köpeği sokaktan alıp barınağa götürmek, sorunu sokak sakininin gözünün önünden kaldırmak anlamına gelebilir; ama o canlı için yaşam mücadelesinin şekil değiştirmesidir. Barınaklardaki hijyen koşulları, beslenme düzeni, rehabilitasyon süreçlerinin kalitesi ve en önemlisi o hayvanların psikolojik durumları ne durumda? "Topladık, rehabilitasyona aldık" demek yetmiyor; o duvarların ardında bu canlıların yaşam hakkının ne kadar korunduğunu şeffaf bir şekilde görebiliyor muyuz?
2004’ten bu yana 60 binden fazla hayvanın rehabilite edildiği, binlercesinin sahiplendirildiği söyleniyor. Bunlar kıymetli rakamlar. Fakat bugün geldiğimiz noktada çözümün sadece "toplamak" üzerine kurulması, sorunu kökten çözmekten ziyade gözden uzaklaştırmak gibi duruyor. Asıl odaklanmamız gereken; merdiven altı üretimin önüne geçmek, hayvan terk edenlere ağır yaptırımlar uygulamak ve sahiplendirmeyi gerçekten teşvik etmek değil miydi?
Bizler, mahallesindeki köpeğe adıyla seslenen, kışın kapısının önüne bir kap mama koymayı insanlığının bir parçası sayan bir kültürden geliyoruz. Sokaklarımızı bir anlık idari adımlarla tamamen "steril" hale getirirken, şehirlerimizin ruhundan ve merhametimizden neler kaybettiğimizi de iyi hesaplamalıyız.
Köpeklerin toplanmasıyla şikayetler azalmış olabilir. Ancak barınak kapılarının ardında o canların ne şartlarda yaşadığını, toplama süreçlerinin ne kadar insani yürütüldüğünü sorgulamayı bıraktığımız gün, asıl büyük vicdan yarasını kendi ellerimizle açmış olacağız.
Umarım bu geniş çaplı toplama hamlesi, o sessiz dostlarımız için güvenli bir sığınak olur; zira aksi bir senaryoyu ne bu kentin vicdanı kaldırır ne de tarih unutur.