Karar duruşmasındaki son halini görünce, tarihe bir Ayşe Barım yazısı arşivlemek farz oldu.
Evet, karar duruşmasıydı. Orada değildim ama hakim muhtemelen, yaz kızım, dedi; “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım ettiği kanıtlandığından 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılması, mahkeme sürecindeki iyi hali sebebiyle cezanın 12 yıl 6 aya düşürülmesine…
Savcının ortaya koyduğu iddianameye bakınca ‘oh çok şükür’ diyesi geliyor insanın. Çünkü savcı hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyordu.
Mahkeme suçlamayı yani olayı hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme şeklinde değerlendirdiği için cezası düşürüldü.
Şimdi bizden bu karar için derin bir oh çekip şükretmemiz isteniyor, maalesef…
İyi de Ayşe Barım bunu hak etti mi ki oh çekip şükür edelim?
Malum toplumca hafızamız üç günlük, dolayısıyla sorayım; Ayşe Barım’a yönelik ilk suçlamayı hatırlıyor musunuz? İki ünlü oyuncunun aşkı aslında reklam amaçlıymış, erkek oyuncunun bir erkek iş adamıyla ilişkisine kılıf yaratılıyormuş falandı.
İktidara yakın yakın bir yapımcı, Ayşe Barım’ın menajerliğini yaptığı oyuncuları bir dizisinde oynatmak istemiş, “hayır” yanıtını alınca da “isimsiz bir ihbarla” bu süreci başlatmıştı.
Ayşe Barım, dizi sektöründe tekel ya da kartel kurmuş, iktidar yanlısı tv’lerde yayınlanan dizilere engel olmuştu.
Bu suçlamalardan bir sonuç alınamayacağı anlaşılınca olay, başka bir uyduruk ihbarla Ayşe Barım’ın hükümeti devirmek üzere gizli faaliyetler yürüttüğüne evrildi.
Ayşe Barım, o tarihte herkesin yaptığı gibi bir kere Gezi Parkı’na da gitmiş, fotoğraf çektirmişti. Büyük suçtu.
Bu yetmemiş gibi kendisine bağlı 18 sanatçıyı da Gezi direnişine katılmaya teşvik etmişti.
İşte bu 18 oyuncunun Gezi protestolarına katıldığını gösteren paylaşım ve fotoğraflar de en kıymetli delil olarak dosyaya geçmişti.
Delillerden biri Ayşe Barım’ın oyuncu Mehmet Ali Alabora ile telefon konuşmasıydı.
İddiaya göre oyuncularını aramış, protesto bildirisine imza atmalarını istemişti.
Konuşmalar çözümlenince Ayşe Barım’ın iddianın aksine oyuncuları bu bildiriye imza atmamaları konusunda telkinde bulunduğu anlaşıldı ama nafile…
Ayşe Barım’ın hükümeti devireceğini gösteren bir diğer kanıt da orman yangınları sırasında “help Turkey” etiketiyle paylaşımlarda bulunmasıydı.
Malumunuz 2021 yazında ülkemizi kavuran orman yangınları çıkmış, sosyal medyada “help Türkiye” etiketiyle uluslararası yardım çağrıları yapılmıştı.
‘Vay sen aziz ve mübarek hükümetimizi aciz ve küçük düşüren’ denilip bu bile suç sayıldı.
Kendisine bağlı oyuncuların da bu paylaşımları yaptığının tespit edilmesi, Ayşe Barım’ın sadece sanat organizatörü değil aynı zaman da ‘terör’ organizatörü olduğuna delil sayıldı.
Peki Ayşe Barım politik bir kişilik mi, partili mi ya da kazara cumhurbaşkanlığına aday oldu da mı başına bunlar geldi? Hayır…
Yakın çevresi ve dostlarına göre suçu ve yaşadıklarının sebebi şuydu; İktidar bizzat cumhurbaşkanının da ifade ve itirafıyla “edebiyat, müzik, tiyatro gibi alanlarda yani popüler kültür havzası diyebileceğimiz dizi, sinema gibi sahalarda pek etkili olamadı.
Dolayısıyla bunlarla rekabet şansları olmayınca farklı noktalardan mücadele etmeyi tercih ettiler.
İşte burada birini kurban seçmeleri gerekiyordu, “piyango” Ayşe Barım’a çıktı.
Ayşe Barım gibi birini, yani bir ideolojik ve kültürel çevreye mensup olmayan, mesleki bir örgütsel bağı bile bulunmayan birini seçerek, aslında sektörü “terörize” ettiler.
Bu tehdit ile bütün oyunculara, cumhuriyetin değerleriyle sorunu olmayan sektör çalışanlarına -ki büyük çoğunluğu bu kesimler oluşturuyor- ayar vermeye çalıştılar.
Ayşe Barım bu siyaset için İslamcı-muhafazakar iktidar ve çevrelerce seçilmiş bir kurbandı.”
Ben de bu değerlendirmeye harfiyen katılıyorum ve ekliyorum. Burada iktidarın kazancı veya muhalefetin kaybı şudur ki son zamanlarda sanatçı duyarlılığı ortadan kalktı. Eskiden toplumsal ve sosyal olaylara tepki koyan sanatçılarımızın alayı sustu, susturuldu.
Haliyle meydan, yandaş ve yalaka takımına kaldı…