Hiçbir şeyin elimde olmadığını büyüdüğüm zaman anladım. Bu kurulu düzeni, sistemi değiştirmek için elimden çok fazla bir şey gelmediğini anlamam yıllarımı aldı. Ben normal bir ailenin, normal bir çocuğu olarak dünyaya geldim. Yaşadığım toprakların vatandaşı oldum. Bunu kimse bana sormadı. Mesela ben yan komşumun çocuğu olarak dünyaya gelseydim başka bir milletin vatandaşı olacaktım. Keza doğduğum sokağın sonundaki çok sevecen komşularımızın çocuğu olarak dünyaya gelseydim ise, bu topraklarda çok kabul görmeyen bir dine mensup olacaktım. Bu durumları kimse bana sormadı. Örneğin neden beni dünyaya getirirken sormadınız diye imkânsız bir soru sormayacağım ama neden ismimi belirli bir yaşa gelince benim seçmeme izin vermediniz sorusu herhalde bir insanın bu hayattaki en haklı sorusudur. Bu soruyu gençliğimde defalarca sordum. Bu sorudan yola çıkıp insanlığın ve toplumsal yapımın zorunlu tuttuğu sisteme karşı geldim. Defalarca anlattım, sokaklara çıktım, bağırdım ama karşımdaki insanlar onların haklarını savunuyorken bile bana düşman gibi baktılar. Değişim güzeldir ama değişimi kabul etmek ise çok zordur. Tam olarak yaşadığım buydu. 
   Yaş ilerledikçe toplumca kabul görülen ve yazılı kural olarak konmasa da zorunlu gibi gözüken işler çıktı önüme. İyi işte çalışmak, o işte unvan sahibi olmak gibi. Oysa ben kendimce ufak bir köşede aynı parayı kazanıyordum ama toplum ve insanlar bunu kabul görmediler. Daha iyi bir işte çalışmamı istediler. Onların isteğini gerçekleştirseydim, bu sefer de neden orada üst kademe olarak çalışmıyorsun derlerdi. Kısacası kimseyi memnun edemezdim. Ben bildiğim yoldan şaşmadım. Para kazanmam gerekiyordu ve bunu bir şekilde başardım. Bunu yaparken bir yandan da evlenmem gerektiği bana söylenmeye başladı. Evlenirsem daha huzurlu daha mutlu olurmuşum dendi. Saygı duydum ve sustum. Bu tartışılacak bir konu değildi. Kimi evlenerek mutlu olabilirdi kimi ise yalnız kalarak. Burada en önemli konu kişinin önce kendini tanıyabilmesiydi. Bir insan kendini tanımadan, bilmeden başka birini nasıl tanıyabilir? Nasıl o kişiyle ilgilenebilir? Hayatını onunla nasıl paylaşabilirdi? Bu yüzden bu konuda da kendi bildiğimi yaptım. Benim kendimi tanımam çok uzun yıllar aldı. Kendisiyle daha kesin olarak birbirimizi tanımasak bile en azından belirli başlı huylarını öğrendim. Bu aşama bile saçlarımı beyazlatmaya yetti. 
    Bunca zaman içerisinde dostlarım oldu. Dünyayı, sistemi, hayatları değiştirip daha da güzelleştirecektik, fakat toplum yapısı ve sistem zamanla onları da yuttu. Kimi evlendi, kimi çoluk çocuğu karıştı kimi ise kendisinden beklenmeyecek şekilde paranın kölesi oldu. Bazıları da kendi hırslarının kurbanı oldu. Kısacası hayata geldiğimizde sıradan bir insan olarak mikser makinesine atıldık. Kimisi kolayca parçalandı kimisi ise parçalanmayarak mikserin bıçağına karşı mücadele verdi. E, o bıçakta bir gün beni de parçaladı. Yaşlandım, çekildim kenara. Artık bana göre yanlış olanlara cevap vermiyorum, müdahale etmiyorum. Zamanında çok konuştum, çok anlattım. Çok boş konuşuyorsun diyenler, dünyayı sen mi değiştireceksin diyenler oldu. Haklılardı ama tek bilmedikleri bir şey vardı; Dünya’yı değiştiremezdik, fakat insan olmayı, insanca yaşamayı ve kendimizi tanımayı bilebilirdik.