Sevgili okurlar,
Bugün, 29 Ekim 2026..
Bundan, "tam 103 Yıl evvel, 29 Ekim 1923 Tarihinde, temeli atılan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yönetimi biçimi" belirlendi..
"Efendiler Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi sözü 28 Ekim 1923 akşama Çankaya Köşkü'nde, arkadaşlarıyla yaptığı toplantı sırasında söylemiştir.
Ertesi gün, beklendiği gibi, "29 Ekim 1923 Tarihinde, Cumhuriyet ilan" edilmiştir.
Elbette, kaynak Nutuk'tur..
Bu kitabı edinmemişseniz, mutlaka bulun, okuyun ve "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, kuruluş yıllarını anlayın", gelecek kuşaklara anlatın!..
Demek ki neymiş?
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yalın, açık ifadesi ile " Arkadaşlar, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz.." sözü, hala kulaklarımızda, taze, taptaze olarak canlanır, yankılanır.
BİZ, BİZE YETERİZ!
Tarih sahnesinde Türkler, birçok devlet kurdu, yönetti..
Bu devletlerin çoğunu," düşman değil, iç karışıklıklar, sen -ben taht kavgaları, saltanat, lüks ve zevk düşkünlüğü, harama el uzatılması, beytül malın yağmalanması, günah işlemede bir beis görülmemesi, dini yanlaş anlatımlar, yaşamalar, küçümsemek, düşmanı dikkate almamak, israfta bulunmak, haddini bilmemek, yasalara uymamak.." gibi "musibetlerden" geldiğini, bilmeyenimiz yoktur!.
Yani, biz, bize yeteriz!
Biliriz de, bilmemezlikten geliriz ya?
İnsanı, o deli eder, üzer!
Seni ve beni vezir" etmez?
Nedenmiş, o?
E, "devrin adamı" olmak gerekir!?
"Devrin adamının, nasıl olacağını", size anlatmama gerek var mı?
TÜRKİYE Mİ?
Bir Belçikalı dostum, "Türkiye izlenimlerini anlatırken", şu tespitte bulundu?
"Türkiye'de paran olacağına, adamın olsun!"
Adamın ha?
"Çilingir misali", her kapıyı açacak adamın?
Şu, "FON Vurgunu", bunu ispatlamıyor mu?
Duyan, yağma Hasan'ın böreğine koşmuş!?
Ya duymayanlar, adamı olmayanlar?
Vay be?
"Cumhuriyet ile ne alakası var" değil mi?
Önce, "Cumhuriyet'in bir tanımını hatırlatsak", yanlış yapmış olmayız, değil mi?
Korkum, "tereciye, tere satmak" olmasındır!
Cumhuriyet; "egemenliğin bir kişiye, aileye veya hanedana değil; doğrudan millete ait olduğu yönetim" biçimidir.
Neymiş?
Anlayanlar?
Anlamayanlar?
Kısaca: “Milletin kendi, kendini yönetmesidir”
Demek ki, neymiş?
"Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.."
Tekrar, izaha gerek varmıdır?
SON GÜNLER
Bilirim, "bizim milletimiz, leb demeden, leblebiyi anlar, ama bildiğinden de çaymaz" hani!
"Soğan-ekmek, yedirmem" misali!?
Öyleyse, şöyle Osmanlı'nın son günlerine gidelim mi?..
Ne dersiniz?
-Devlet yönetimi, bitmiş!..
-Düşman, "Sevr'i" dayatmış!..
-O koca imparatorluk topraklarında, bir değil, birçok devletçik kurulmuş!
-Azınlıklar yağmalarda!..
"Osmanlı'ya", posta koyan, koyana?
-Devleti, soyan, soyana, bir borç sarmalı durum!
-"İngiliz gemileri", İstanbul kapılarında!..
-Birçok kadim topraklar, kaderine terk edilmiş!..
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER
Öte yanda, "vatan, bayrak, millet, namus adına arayışta olanların olması", tek teselli kaynağımız..
İşte, böyle bir günde, "bir yiğit adam, bir fırtına kuşu, bir önder, lider ortaya çıkıyor, Dolmabahçe açıklarındaki İngiliz gemilerine bakarak," geldikleri gibi giderler" diyerek, Bandırma Vapuru ile Samsun'a hareket ediyor..
Bildiniz, Atatürk!
Sonrasını anlatamam, işe yarar mı?
Adına, "Milli Mücadeli", ya da, "İstiklal Mücadelesi" yetmemişse, " Kurtuluş Savaşı" dediğimiz, yıllar başlıyor..
Millet, gerçekten, aç, yoksul ve fakir!..
Kağnı arabaları, at arabaları, manda arabaları bile zor bulunuyor..
OSMANLI'DAN, NE KALMIŞTI Kİ?
Osmanlı'dan kala, kala ne kalmış ki?
"Ödenecek borç, yurttan çıkarılacak düşman?"
Ah yıllar, ah?
"Atı, eşeğe olanların, bugün mercedesi, Audisi, BMW'si olandan, farksız" yıllar!
-Yılların ihmali, milletin omuzlarında!..
-Bir de "Kurtuluş Savaşı" verilecek!?
Hey yıllar, hey!
Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar!
Sevgili, saygıdeğer, kadim dostum ATİK Genel Başkanı Aziz Şahin ve arkadaşlarından oluşan bir kafile ile Havza'dayız..
Ne işimiz mi, var?
"Çorum, Malatya gezilecek, dostluklar pekiştirilecek", gelecek adına, yatırımlar yapılacak..
HAVZA'DA ATATÜRK
Havza'ya gelinir de, "Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün konakladığı, misafir edildiği ev" ziyaret edilmez mi?
Havza İlçesi'nin, ılıca sularının çıktığı, bir bayırın belinde bir eski konak..
Ziyaretcilerini bekliyor, ya?
Siz, hala gitmediniz, görmediniz mi?
"Atatürk" için düzenlenmiş bir oda..
Devrin, en lüks eşyaları, karyola, yatak, yorgan, yastık, gece aydınlatma aracı lüks lamba...
Büyük ilgi ile bugün müzeye çevrilen, bu konağı ziyaret ediyoruz..
Bizimle birlikte olan, bir Polonya asıllı vatandaş, "binadan ağlayarak çıkarak, karşı duvara yaslanıp, nefesleniyor ve hıçkırıkları" duyuluyor!..
Ne olmuştu, biri, "bir kem söz mü" söylemişti?..
Merak, bu ya?
Hıçkırıkları, ağlaması, gözyaşları bizleri hayrete düşürdü..
Hemen Aziz Şahin başkan yanına gitti ve hal hatır sordu..
Aldığı cevap, çok ilginiç idi?..
ATATÜRK İÇİN AĞLAYAN POLONYALI?
"Ne olur bırakın, kendime geleyim.. Bir durum yok! Gayet iyiyim! Ben Atatürk'e, Cumhuriyeti'i kurana, bu ülkeyi yoktan var edene ağlıyorum..
Neden mi?
Bizim Polonya'yı ihya eden liderimiz de, o tarihlerde İstanbul'da sürgündeydi..
O, varlık içinde bir Polonya'nın kuruluşunu sağladı..
Müteşekkiriz de?
Atatürk ise, yoksul , fakir, binbir güçlük içinde bir halk ile bu koca Devleti nasıl kurmayı başardı?..
Ona ağlıyorum" diyerek, durumu izah etti..
Yıkıldık elbette, omuzlarımız çöktü, ama Havza ile Atatürk ile silah arkadaşları ile yoksul milletimiz ile nasıl gururlandık, bir bilseniz..
YAŞASIN CUMHURİYET!
Cumhuriyet'e giden yollar, böyle zorluklar içinde döşendi..
Bilesiniz istedim, bilesiniz!
"Riyakar olmamak, ahte-vefa göstermek, Cumhuriyet'e sadakat, bize bırakılan mirasın değerini, kadrini bilmek, her Türk vatandaşının görevi ve namus borcudur!"
Bu toprakları, "vatan yapanlara", selamlar olsun!
Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Atatürk!
Yusuf Cinal yazıyor, 29 Ekim 2026