Dün aktardım; İktidar iki önemli yasa değişikliği ile TMSF ve Devlet Denetleme Kurumu’na olağanüstü yetkiler verdi.

TMSF ile özel sektör ve şahıslar, DDK ile kamu kurumları ve iştirakleri, dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşları iktidarın kontrolü altında olacak, iktidar dilediğini kapatacak veya kayyum marifetiyle el koyacak.

Ha, diyeceksiniz ki bu ülkede yargı var, neticede yargı kararı olmadan yapamaz!

Öyle değil…

Birincisi bu ülkede özellikle son gelişmelerden sonra yargı var mı tartışılır, ikincisi iktidarın bu yetkileri yargıdan muaf.

Çünkü hakkınızda yargı kararı olmasına gerek yok…

Bir savcı size veya şirketinize ‘şüpheli’ damgası vurduğu an TMSF şirketinize kayyum atayabiliyor, mal varlığınıza, paranıza el koyabiliyor…

TMSF artık hem savcı hem yargıç!

Devlet Denetleme Kurulu da öyle.

Malumunuz üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen DDK’nın eskiden sadece denetleme yetkisi vardı.

DDK denetler, sonuçlarını raporlar ve gereğini ancak yargı yapardı.

Artık yargı yani yargılama yetkisi de var.

Görevden alma, görevden aldıklarının yerine kafasına göre atama yapma hakkı var.

Belge, bilgi, kanıt, tanık gerekmeden, DDK ‘sakıncalı’ damgası vurduğu an bütün yöneticiler kapının önüne konulabiliyor.

Yerine kimleri atayacakları da sır değil. O kadar seçim kaybetmiş yandaşları var ki ata ata bitmez.

Seçim kazanamamış, halk rağbet etmemiş kimin umurunda?

İnanmayanlar, hadi canım sende diyenler baksın, araştırsın; Resmi Gazete, 4 Şubat, 7539 sayılı kanun...

İşte muhalif belediyelere, iştiraklerine ve ortaklıklarına yapılan operasyonların hukuki(!) dayanağı bu yasa.

Yani yapılanlar yasaya uygun…

Adeta George Orwell’in “Aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu” dediği günlerdeyiz.

Uygulaması da ortada…

TMSF İBB operasyonu kapsamında 101 kişinin ortağı olduğu 24 şirkete kayyum atadı ki İmamoğlu inşaat ve reklam ajansları da dahil…

28 şirkete de denetçi kayyum gönderildi…

Yasal hiçbir sıkıntı yok; Kayyum şirketin taşınmazlarını satabilir, şirketi borçlandırabilir, çalışanları işten atabilir, şirketin iflasını isteyebilir yani kendi malı gibi yönetebilir.

İşte İSKİ…

Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı tutuklandı. İSKİ Yönetim Kurulu Başkanı İmamoğlu zaten tutuklu.

İSKİ önemli, İSKİ büyükşehir belediyesinin can damarı, İSKİ rant denilince akla ilk gelen kurum…

Dolayısıyla iştah açıcı, iktidarlar için baş döndürücü bir kurum.

Seçimle ellerinden kaçırdıklarının acısı yetmezmiş gibi sen misin Kanal İstanbul’un güzergahında TOKİ tarafından yapımına başlanan evleri kaçak yapı ilan etmek?

Sana mı kaldı, Sazlıdere su toplanma havzasının dibinde yapılması planlanan 24 bin konut için yıkım kararı çıkarmak?

Böyle içeri tıkılırsınız işte!

Merak edenler için haklarındaki suçlamayı aktarayım; Bir yandaş maden ruhsatı almak için İSKİ’ye başvuruyor. İSKİ yasa gereği merkezi hükümetin bakanlığından görüş istiyor, bakanlık olumsuz görüş bildiriyor. Yandaş çok kızıyor, İSKİ yöneticilerini taciz ve tehdit ediyor. Hatta bu taciz ve tehdide karşılık İçişleri Bakanlığı genel müdüre koruma tahsis ediyor.

Sonra İSKİ’den maden ruhsatı alamayan yandaşın “Benden rüşvet istediler. Vermeyince ruhsat çıkarmadılar” demesiyle operasyon başlıyor ve İSKİ yöneticileri tutuklanıyor.

Gerçi bir genel kurmay başkanının bile yıllardır mücadele ettiği bir teröristin gizli tanıklığı ile yargılandığı bir ülkede sıradan bir durum ama bu ülke bunu hak ediyor mu?

Ayıptır, yazıktır, günahtır yahu!