Arama motorunda şu tür klişe duyuruların binlerce örneği var; “Filanın tensipleriyle falan göreve atanmış bulunmaktayım. Şahsıma tevdi ettikleri bu onurlu görev için şükranlarımı arz ediyorum. Rabbim üstlendiğimiz bu kutlu görevde bizi aziz milletimize mahcup etmesin. Allah utandırmasın!”
Bu muteber ve mübarek arkadaşların, falanın filanın tensipleriyle küçük büyük her türlü makama getirildikten sonra teşekkür maksatlı paylaşımlarında geçen ‘Allah utandırmasın’ duası zamanla gerçekleşti.
Allah dualarını kabul etti ve Allah kendilerinden utanma duygusu çekip aldı.
Önceki gün TBMM’de yaşanan bir tartışma da gördük ki onların ‘Allah utandırmasın’ duaları kabul olurken, bizim gibi pis muhaliflerin ‘Allah dualarını kabul etti, artık hiç utanmıyorlar’ iddiaları da gerçekleşti.
Sadece utanmadıklarını değil aynı zamanda yaptıkları işten gurur duyduklarını da bizzat itiraf ettiler.
İzlemeyenler için aktarayım…
CHP’li Gökhan Günaydın, AKP’li siyasetçi ve bürokratların çocuklarının ve yakınlarının sınavsız ve usulsüz atanmalarını eleştirip ‘hiç utanmıyor musunuz’ diye sordu.
AKP’li Özlem Zengin de adeta patladı; “İnsanlara dönüp arka arkaya "Utanmıyor musunuz, utanmıyor musunuz?" dediğiniz zaman nasıl bir cevap bekliyorsunuz ki? Evet, utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten, gurur duyuyoruz, niye utanalım biz? Neyinden utanacağız yani?”
Gerçekten de Özlem Zengin’in bu çıkışı bir öfke ve duygu patlamasıydı.
Empati yapıyor kendimi onların yerine koyuyorum ve gerçekten anlıyorum ki işleri zor.
Allah hiçbir kulunu, binlerce yanlışı, kusurlu hareketi, usulsüzlüğü, haksızlığı savunmak zorunda bırakmasın.
Kahretsin ki mevcut siyaset bunu gerektiriyor, emir yüksek yerden geliyor ve inanıyorum ki bu arkadaşların bir kısmı, sokağa çıktıklarında vatandaşın, akşam eve gittiklerinde eşlerinin ve çocuklarının yüzlerine bakamıyorlar.
Bakın TBMM’de 2026 Bütçesi görüşülüyor ama bütçenin sahibi ortalıkta yok.
Savunulabilir bir tarafı olmayan bütçeyi savunmak da haliyle bu garibanlara düşüyor.
TBMM’de sabahtan akşama kadar “Utanmıyor musunuz? Bu sizin içinize siniyor mu? Vicdanınız rahat mı? Sizin Allah korkunuz yok mu?” türü serzenişlere muhatap oluyorlar.
Peki muhalefetin yönteminde bir sıkıntı var mı? Bence yok.
Çünkü, ne derse desin yanlışları önleyemediğini gören muhalefetin, muhataplarının vicdanlarına hitap etmekten başka şansları yok.
Bir de görüşmeleri izleyen vatandaşları etkileyebilirlerse ne ala…
TBMM’de örneğini gördük. Muhalefet vatandaşları etkileme derdindeyken, iktidar da kelime oyunlarıyla kandırma peşinde…
2026 Bütçesini sunan ve haliyle savunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, halkı kandırmanın ve halkın algısıyla oynamanın müthiş bir örneğini verdi.
Dedi ki; "tarım sektöründe %12,7 negatif büyüme gerçekleştirdik!"
Negatif büyüme ne demek yahu? Büyümenin negatifi mi olurmuş?
Ama Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın "Okumuş adam tabi! Tarımı bitirdik diyemiyor. “Tarım sektöründe %12,7 negatif büyüme gerçekleştirdik” ironisi, vahametin izahına yetmiyor.
Adam resmen vatandaşın cehaletine hitap edip küçülmeyi büyüme şeklinde yutturmanın derdinde çünkü…
Dünkü görüşmelerden yansıyan bir algı oyunu da MHP’li Fethi Yıldız’ın, iktidar ortağı olduğunu unutup iktidara hukuk tavsiyesinde bulunmasıydı.
“Hakikate ve adalete ulaşmanın yegane yolu, hukukun evrensel ilke ve esaslarına bağlı kalmaktır. Delilsiz ispat, zan ve tahminden ibarettir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşılmasını, ceza davasının yürütülmesini ya da ileride verilmesi olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır.
Ağır hastalığı olanları, engelli ve yaşlı mahkumları sürekli cezaevinde tutulmak demokratik hukuk devletinin iş ve işlemi olamaz. Adaleti sağlamak bir söylem değil eylem meselesidir. Adaletin gerçekleşmesi gerçekleştiğinin de görülmesi gerekir” dedi.
Doğru söyledi ama emniyet ve yargı bürokrasinin üzerindeki etkin ağırlığını iyi bildiğimiz bir partinin ‘adaleti sağlamak bir söylem değil eylem meselesidir’ şiarına önce kendisinin uyması gerekir.
Dolayısıyla MHP’den bu konuda bir eylem beklemek hakkımız olsa gerek!