Bir zamanlar insanlar bir sofraya oturduğunda ekmeğini bölüşür, derdini içine atsa bile karşısındakinin gözünden anlardı.

Bir dostluk için yıllar verildi, bir selamın hatırı olurdu, bir vefanın ağırlığı taşınırdı. Şimdi ise aynı şehirlerde yaşıyoruz ama aynı duygularda yaşamıyoruz.

Bir dostluk için yıllar verilirdi, bir selamın hatırı olurdu, bir vefanın ağırlığı taşınırdı. Şimdi ise aynı şehirlerde yaşıyoruz ama aynı duygularda yaşamıyoruz.

Kalabalıkların içinde yalnız, dost görünenlerin arasında güvensiz, gülümsemeyen yüzlerin arkasında menfaat hesaplarının yapıldığı bir dönemin tam ortasındayız.

Ne acıdır ki yıllar ilerledikçe teknoloji büyüdü ama insan küçüldü.

Binalar yükseldi ama karakterler alçaldı. İnsanlar artık birbirine omuz olmak için değil, birbirinin omzuna basarak yükselmek için yaklaşıyor.

Eskiden ‘adam gibi adam’ sözü bir övgüydü; bugün ise dürüst kalabilmek neredeyse cesaret isteyen bir mesele haline geldi.

Bir zamanlar gözyaşlarıyla kurulan dostluklar vardı… Şimdi çıkar bitince unutulan insanlar var. İnsanlar artık iyi olduğu için değil, işi düştüğü için iyi davranıyor. Menfaat bittiği gün selam da bitiyor, muhabbet de, hatır da.

Oysa vefa dediğin şey, insanın yokluğunda da yanında durabilmektir. Bugün toplumun en büyük yoksulluğu para değil; sadakat, samimiyet ve merhamet eksikliğidir.

Öyle bir çağın içindeyiz ki insanlar makamlarını kaybetmemek için şereflerini satıyor. Koltuğunu koruyabilmek adına doğrularından vazgeçen, eğilip bükülen, dün söylediğini inkar eden insanlar çoğaldı.

Bir imza uğruna karakterini, bir makam uğruna haysiyetini bırakanların dönemi oldu. Ve ne gariptir ki en çok da dik duranlar yalnız bırakıldı.

İnsanın gerçek karakteri, güç elindeyken değil; çıkarın olmadığı yerde belli olur. Makamın değil adamlığın konuşuyorsa işte insanlık ölmemiş demektir.

Toplum sevgiyi çok hızlı tüketiyor, saygı artık yaşa, emeğe ya da iyiliğe değil; güce ve paraya gösteriliyor. İnsanlar birbirinin kalbine değil cebine bakıyor.

Samimiyetin yerini gösteriş, sevginin yerini çıkar, sadakatin yerini ise hesap aldı.

Belki de bu yüzden artık herkes yorgun… Çünkü insanın gördüğü en ağır yük vefasızlıktır. En ağır yük kalbimize gömdüğümüz kırgınlıklardır.

Ama yine de insan, insanlığını kaybetmemeli…

Bu dünyada geriye kalan ne maldır ne makam. İnsan öldüğünde arkasından ‘çok zengindi’ denmez; ‘iyi insandı’ denir.

İşte bütün mesele bu.

Ve günün sonunda zaman değil, insanın içindeki merhametin azalması yaşlandırıyor bu dünyayı.

Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU’nun ‘iki günlük dünyada bu kadar fırıldak olmanın anlamı ne?’ sözü aslında sadece siyasete değil, insanın karakterine tutulmuş çok ağır bir aynadır.

Oysa dünya gerçekten iki günlük… İnsan bazen kırdığı kalbin hesabını bile veremeden göçüp gidiyor. Ne makam mezara geliyor ne alkış ne de sahte dostluklar.

Bugün bile rahmetlinin bir sözü hayatımıza ışık tutuyorsa; dönemin adamı değil, adamlığın dönemi olmayı başarmış olduğundandı.

İyi kalın, her ne olursa olsun.